image

PeyamaKurd - Yaklaşık 3 hafta önce İdlib’teki cihatçılara yönelik başlayan Rusya destekli Suriye askeri operasyonunda geçtiğimiz Perşembe günü itibariyle çatışmaların yoğunluğunu arttırdığı gözlemleniyor.  

Yaşanan gelişmeler, Rusya hava desteğini arkasına alan Suriye ordusunun, yeri geldiğinde sivilleri de bombardımana tutarak ilerleme göstermesine, uluslararası toplumdan bir itiraz gelmemiş olması sonbaharın sonu itibariyle Esad rejiminin İdlib’te tamamen hakim olacağı ön görüsüne işaret ediyor. Anlaşılan o ki, cihadçı küçük koalisyonlardan oluşan bu güçlerin artık Orta Doğu’da söz sahibi olan hiçbir güç tarafından sahiplenilmeyeceği; tam tersine gözden çıkarıldıkları sonucu ortaya çıkıyor. 

‘İşgal faaliyetleri birleştikleri tek çıkar ortaklığı’  

Ortaya siyasi olarak ne koyabilecekleri meçhul ve varlık sebepleri dahi belli olmayan bu güçlere Türkiye’nin kimi zaman örtülü çoğu zaman da açıktan verdiği destek uzun zamandan beri bir sır değil. Ancak Suriye ordusunun ilerlemesi karşısında Türkiye destekli çete görünümündeki Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), Ceys El-Nasr, 23’üncü Tümen, Feylak Us-Şam, Ahrar Uş Şam, Ulusal Suriye Ordusu ve Ulusal Kurtuluş Cephesi gibi örgütler ağırlıklı olarak İdlib’teki rejim güçlerinin ilerlemesine karşın savaşın yoğunlaştığı bölgelere takviye güç gönderme kararı aldılar. Alınan bu kararın Türkiye’nin tavsiyesi ile mi yoksa Türk hükümetinden habersiz mi olduğu belirsizliğini korurken, varlıklarını Ankara hükümetine borçlu olan bu grupların Ankara hükümetinin istekleri dışında hareket edemeyecekleri de bilinen bir gerçek.  

Bu örgütlerin birbirleri ile olan kopuk ilişkilerine ve hatta kimi zaman karşılıklı adam kaçırma ve silahlı baskınlara varan ayrılıklarına karşın silah ve maddi olarak desteklenmelerinin karşılığında Türk ordusu öncülüğünde gerçekleştirilen Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı gibi işgal faaliyetlerine koşulsuz destek vermeleri birleştikleri tek çıkar ortaklığıdır. 

‘Türkiye çevresini rahatsız ediyor’  

Güvensiz bulunan tüm bu çeteci varlıklara verdiği desteği mantıklı bir temele dayandıramayan Ankara yönetimi; aklın ve çıkarların gerektiği gibi değil, sınır tanımaz istekler, azgın kaprisler ve hatta çoğu zaman çılgınlık sınırına ulaşan düşleri nedeni ile bugüne dek canı istediği biçimde hareket etmiştir. 

Türkiye bu tavırlarıyla uzun zamandır çevresindekileri boşu boşuna huzursuz ettiğini iyi biliyor. Attığı temelsiz adımlar nedeniyle sorun çözmek bir yana çözülmemiş sorunlar yığınını öyle bir büyütmüştür ki artık Türkiye’nin çevresini pis kokulu bir çamur seli bataklık sarmıştır.  

Suriye ordusunun ilerlemesine karşın Türk hükümetince desteklenen bu örgütlerin İdlib’e sevkiyat yaparak Suriye ordusuna karşı İdlib’te varlıklarını sürdürmeye çalışmaları mevcut Suriye ilerlemesinin nihayete varacağı tahmin edilen sonbahar sonlarında Türkiye’nin karşısına yeni bir sorun olarak çıkacağı su götürmez bir gerçeklik. Daha üç gün önce, Rus Askeri Polisi devriyesi sırasında Rus kuvvetlerinin Türkiye destekli gruplar tarafından bombalanmasına karşı, herhangi bir kayıpla sonuçlanmayan bu saldırılara Rusya Savunma Bakanlığından şimdilik bir yorum gelmemesi de Rus tarafının Türkiye aleyhine tavrının sertleşebileceğini gösteren şüpheleri besliyor. 

‘Ankara adam öldürmekten çekinmiyor’  

Rusya ve Suriye makamlarının suskunluklarını şüphe ile karşılamamıza neden olacak konulardan bir başkası da, Türkiye destekli Ulusal Suriye Ordusu ve Ulusal Kurtuluş Cephesi gibi örgütlerin İdlib’te güçlerini konuşlandırmış olmalarına karşın sessizliklerini korumaları. Geçtiğimiz haftalarda söz konusu örgütler, İdlib'in güneyi ve Hama'nın kuzeyine Suriye Ordusuna saldırmaları için yüzlerce savaşçı üslendirdi ancak, savaş alanında herhangi bir fark yaratmada başarısız oldular ve geri çekildiler. 

Orta Doğu’da sahte mucizelerden şan, şöhret ve nam elde etmeye çalışan Ankara hükümeti gönlünü kaptırdığı eski imparatorluk hayalleri ve bölgeyi bir adamın saltanatına hazırlama davası için adam öldürmekten çekinmiyor. 

‘Erdoğan bu örgütleri ne yapacak?’  

Kürtlerle ilişkileri merhametten uzak ve her daim sadakatsiz olan Ankara hükümetinin kendisine sorması gereken asıl soru:” Kuyruğun ne zaman köpeği sallamaya başladığı” olacaktır. 

Tayyip Erdoğan’ın şu an bulunduğu nokta, tıpkı 1948 yılında Stalin’in, Yahudiler karşısında yaşadığı açmaz gibi:” Onları yutamam da, tükürüp atamam da” demişti. Bunların yerine Yahudileri çiğnemişti. Önümüzdeki sonbaharda Türkiye’nin yeni bir sorunu olacağı aşikar. Yenilginin verdiği ezilmişlikle sınırlarına dayanan binlerce silahlı güce sahip, güvenilmez unsurlardan oluşan bu cihatçı güçleri Tayyip Erdoğan yutacak mıdır, tükürüp atacak mıdır; yoksa Stalin’in yaptığı gibi çiğneyerek öğütmeye mi çalışacaktır?