image

PeyamaKurd - Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani siyasi muhataplık ve resmi görüşmeler usulünce 04.09.2020 tarihinde Türkiye’nin başkenti Ankaraya gelerek önce Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ardından Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü. 

Neçirvan Barzani’nin Türkiye ziyareti hem bölge açısından hem de Kürdistan Bölgesi’nin uluslararası itibarı açısından önemlidir. Çünkü söz konusu siyasi temaslar, hem Kürdistan Bölgesi’nin itibarını hem de Kürt milletinin varlığını dünyaya tanıtmanın en tabii yollarından bir tanesidir.

“Barzani’nin Ankara ziyareti bazı çevreleri yine rahatsız etti”

Kürdistan Bölgesi Hükümeti her şeyden önce devlet aklı ve devlet mantığı ile hareket etme kabiliyetine sahiptir ve bunu deneyimlemiştir. Bu esas gereği de Erbil, siyasi protokol usulünce gerekli görülen tüm devlet işbirliği ve güvenlik tesisi üzerine hareket etme zorunluluğuna sahiptir. 

Barzani’nin Ankara’ya gelişi her zaman olduğu gibi bazı çevreleri rahatsız etti ve medya üzerinden kara algı operasyonları başladı. 

Sözler, terimler, yazılanlar ve iftiralar her zaman olduğu gibi aynı ve belli idi: “Barzani ateşle oynuyor” - “Türkiye’nin ajanı Barzani” - “Barzani’nin Türkiye’den farkı yok” vs…. 

Bu propaganda ve kara algıyı piyasaya sürenler kendi ekmeklerine sürülen yağın artık eskisi gibi olmayacağını iyi biliyorlar. Ayrıca bu algıyı piyasaya sürenler, küresel dünyada Kürtlerin yer edinmemesini gerektiğini içselleştirmiş kişilerden başkası değil elbette. 

“Erbil, Türkiye’de diplomatik temsilcilik açacak. Tıpkı bağımsız bir ülke gibi…” 

Türkiye ve Kürdistan Bölgesi Hükümeti görüşmesinde önemli bir olay da yaşandı. Erbil, Türkiye’de diplomatik temsilcilik açacak. Tıpkı bağımsız bir ülke gibi… 

Malum medya mecraları ve malum eşraflar, Neçirvan Barzani’yi sert biçimde eleştirirken bunları sosyal medya ve kendi medya ağları ile servis ettiler. Ama Güney medyası her zaman olduğu gibi söz konusu girişimlere sessiz kaldı. 

“Operasyonların bitmesinde Neçirvan Barzani’nin rolü var” 

Oysa Barzani, Türkiye’nin Kürdistan Bölgesi’nde süren operasyonların bitmesi için Türkiye ile görüştü ve Türkiye o gün yaptığı açıklamada “Arama-tarama faaliyetlerine son verildi” dedi. Bu gelişme diplomasinin gücüdür. 

PKK medyası Neçirvan Barzani’nin Ankara’ya gidişini ‘ihanet’ olarak pazarlarken gelişme sonrası şu yorumda bulunuyordu: “Eğer gerillanın direnişi olmasaydı Neçirvan Barzani Ankara’ya gidemezdi.” 

Kürt milleti, görüşmeyi ihanet söylemlerinden hemen gerilla başarısına çekebilen bir medya ile karşı karşıya ve bunun farkında değil. Aynı durum Türk medyası için de geçerli. Çavuşoğlu, Barzani ile kahvaltıda bir araya gelmiş ve resmi prosedür usulünce Kürdistan Bayrağını’da masaya koyulmuştu. 

“Çavuşoğlu: Bu doğru değil” 

Türk medyası ve bazı siyasi kimlikler (resmi protokolü bilmelerine rağmen) ortalığı karıştırmak ve Kürtleri düşman gibi lanse etmek için Kürdistan Bayrağına saldırmış ve bir halkın değeri olan bayrağa ‘paçavra’ demişlerdi. 

Bu gelişme karşısında dün bir açıklama yapan Çavuşoğlu, “Kürdistan bayrağının masada olmasından dolayı eleştiriliyoruz ama bu doğru değil” dedi. 

Birçok kesim de biliyor ki Kürdistan Bölgesi siyasi anlamda ileri düzey protokol tecrübesine sahip ve Bağdat’ın kötü muamelesine karşın olgunca davranabilen kimlikle hareket ediyor. Bu davranışlar ve hamleler de Kürdistan’a bir fırsat maliyeti yaratarak önemli bir kumbara sağlıyor. 

Bu durumu gören malum çevreler Kürtlerin siyasi başarılarını ‘yok hükmüne indirgemek’ için her türlü kötülük imparatorluğunu inşa ediyor ve halkı; kin, nefret, öfke ve zihinsel şiddete yönlendiriyor.