image

‘Kardeş savaşını kabul etmiyoruz” çağrılı metin öyle soslu bir şekilde servis edilmeye başlandı ki sanki; 'Kürtler arasında savaş talimatının verildiği, güçlerin pozisyonlarını aldığı, topları ateşlemeye hazır Kürtlerin olduğu, her bir Kürt ferdinin bu savaşa kulak kesildiği ve sokaklara dökülerek hayır diye haykırdığı imajı yaratıldı'


PeyamaKurd - Orta ve Yakın Doğu’nun en önemli olgularından birisi Kürt meselesidir. Kürtler, tarihin birçok anında birlikte hareket etmekten ziyade ayrışma politikası ile siyaset üretmişlerdir. Ayrışmayı politikasını bir ‘gelenek nosyonuna’ dönüştüren Kürtler, bu duruma günümüzde de devam etmektedirler. 

“Her şeyi KDP’ye yıkmanın manası nedir? 

Kürtlerin hücrelere ayrılmış siyasi yapılanmasının temel bileşeni milletin ayrışması değil, siyasi yapılanmalara zemin hazırlayan Kürt siyasetçi, aydın, akademisyen ve entelektüellerin kitleye sunmuş olduğu seçeneklerdir. Çünkü kitleler, kanaat önderi olarak kabul ettiği kişi, örgüt ya da kurumların ilettiği bilgiler doğrultusunda hareket etmekte ve bu ölçekte şekil almaktadır. Bu durum sadece Kürt hedef kitlesi için değil, tüm kitleler için aynıdır. 

Bilindiği üzere Zinê Wertê’de yaşanan problemler devam etmektedir. Bölgede yaşananları gündeme getirenler, sadece bir tarafın suçlu olduğuna (KDP ve Barzaniler) yönelik algı bombardımanı yaparak hedefteki tarafın Kürt kamuoyunda suçlu olduğu kanısının oluşturulmasını istemektedir.  


“Vitrindeki kötü aktörler, KDP ve Barzaniler olarak tasarlandı”

Farklı bir paradigmadan konuya açıklık getirmek daha sağlıklı bir zemin üzerinde düşünmemizi sağlayacaktır. Son birkaç gündür PKK’ye yakın hem görsel hem de yazılı medya mecraları Avrupa’da yaşayan 670 aydın, sanatçı, akademisyen... tarafından imzalanan, Kardeş savaşını kabul etmiyoruz” çağrılı metni öyle soslu bir şekilde servis etmeye başladılar ki, sanki;

'Kürtler arasında savaş talimatının verildiği, güçlerin pozisyonlarını aldığı, topları ateşlemeye hazır Kürtlerin olduğu, her bir Kürt ferdinin bu savaşa kulak kesildiği ve sokaklara dökülerek hayır diye haykırdığı imajı yaratıldı'

Bu imajın vitrindeki kötü aktörleri ise Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Barzaniler olarak tasarlandı. Fakat dikkat edilirse KDP kanadı gerekli açıklamaları yaparak, Kürdistan Bölgesinin bir devlet mantığı ile hareket ettiğini defalarca dile getirdi. 

Fakat ABD’nin, Erbil’e yerleşmesi ve üslerinin pozisyonunu Zinê Wertê gibi stratejik bir noktaya konuşlaması  bölgedeki hakimiyetini ve yetisini kaybedebileceği sinyallerini alan PKK kanadında farklı bir hinterland yarattı. İşi sürekli ‘kardeş kavgası, ihanet, savaş çıkar, Maxmûr’da KDP ambargosu var’ skalasına taşıdı. 


“Çoğu Kürt gibi düşünmeyi reddedenlerin ismi de var”

Gün yüzündeki bu durumu PKK tek başına değil, kendi habitatı içinde varlık gösteren; akademisyen, aydın, entelektüel ve medya silahı ile sistematize etti. Nasıl ki; medya işi ‘Kardeş kavgasına’ getirmeye çekinmedi ise, aynı şekilde Avrupa’daki 670 kişi de bu algının yaratılmasından geri durmadı ve talimatları uygulamaya geçti.  

Yakın tarihte yetişen Kürt “aydın ve akademisyenlerinin” çoğu sömürgeci metropollerde eğitildikleri için Kürt gibi düşünmeyi hep reddettiler. Bu isimler, Kürtlerin çoğunluğunun görünmeyeni değil, görüneni algıladığını çok iyi deneyimlediler ve kendilerine iletilen talimatları bir bir uyguladılar. Çünkü onlar için Kürt gibi düşünmek, Kürt gibi davranmak “gerici bir mantalite idi.”


“Ergenekon ve BAAS üyelerinin oradaki amacı ne?

İşte bu mantalite ile hareket eden “Kürt aydınları” Kürdi ve Kürdistani olmayı strateji edinen KDP ile hep zorluk yaşadılar, hala yaşıyorlar. Çünkü onlar için KDP, ABD Emperyalizminin uşağı, İsrailci, gerici ve ilkel milliyetçi bir hareket idi. Bundan dolayı bu “Kürt aydın ve akademisyenler” KDP’ye karşı taarruza geçmek için her zaman siperde beklediler. Tıpkı o amacı belli olmayan metne imza atan kimi ‘ilericiler’ gibi. 

PKK’nin, KDP’ye karşı imza kampanyası adı altında örgütlediği “kimi ilerici görünüme tabii tutulan imzacılar” arasında tescilli Ergenekon ve eski BAAS üyelerinin olması da dikkatlerden kaçmadı. Bu isimlerin orada olması hiç ama hiç iç açıcı ve sağlıklı bir  durum değil. İmza vermelerindeki amaçta meçhul. 


Yukarıda yazılanlar ışığında sorulması gereken birkaç soru ortaya çıkmaktadır:  

  1. “Rojava’da birlik görüşmeleri yapan ve görüş birliğine varan Kürtler, ne akla hizmet ‘kardeş kanı döksün?’ Bu kara algının destinasyonu nedir? 
  2. Suni algıları yaratanlar Kürt birliğinin önüne neden beton bloklar örerek, kendi yaptıkları yanlışları da KDP’nin üzerine yıkmak istemektedir?
  3. PKK medyası sürekli KDP kanadına ilişkin kara propaganda yaparken, Güney medyası olağanüstü imkanlara rağmen neden bu duruma ilişkin ‘bir program ya da kamuoyunu aydınlatacak bir belge sunmamaktadır? Yoksa, şu anda güney medyasında söz sahibi olan medya patronlarının geçmişi KDP’den rahatsız olan ve sürekli KDP’ye karşı durmayı adet edinen ‘aydın ve akademisyenlere dayandığı için mi susuluyor?’ 
  4. Kürt halkının çoğu isimlerini bilmezken, Ergenekon ve BAAS unsurlarının söz konusu metindeki imzalarının anlamı nedir?”

Eğer KDP, sübvanse ettiği medya yetkilileri ile kendisine karşı gelişen anti-propagandaları susturabileceğine inanıyorsa, büyük bir yanılgıya düşüyor demektir.