image

Mahmur’daki halkın çoğu Uludere ve sınır boylarında bulunan bölgenin ahalisidir. Melle Mustafa Barzani önderliğindeki Eylül ihtilaline katkıları en azından Erbil ve Duhok halkı kadardır. 1978 yılında KDP-Geçici Komitenin, imha edilme girişimlerinin boşa çıkarılmasında Mahmur kampında bulunanların bir önceki jenerasyonu belirleyici rol oynamıştı. Bu bölgenin insanları daha sonra Kürtlük adına PKK’ye sahip çıkmış her türlü katkı sunmuştur. 

 

PeyamaKurd - Son dönemlerde PKK kanadının, Kürdistan Hükümetine yönelik başlattığı sözde ‘Mahmur’daki halka ambargo uygulanıyor’ stratejisi hem Kürdistan Hükümeti hem hükümetin ana partisi olan Kürdistan Demokrat Partisi’ni (KDP) yıpratmak amacı ile tesis edilen bir planlamanın üretimidir. PKK’nin bu stratejisi, Güney Kürdistan’da yaşamayan, bölgeyi iyi bilmeyen ve onlara yakın ‘sorgulama yeteneğinden muaf’ kesim arasında olumsuz bir algı yaratmıştır. 

Özellikle dünyanın boğuştuğu ve küresel bir krize neden olan yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) yayılması ile KDP kanadına ‘yardım etmiyorsunuz, ambargo var’ sözleri ile daha çok yüklenme alanı bulan malum kesim, son günlerde koronavirüsü de bir silah olarak kullanmaya başladılar. 

‘Mahmur sadece bir semboldür’

Birçok kişi durumdan haberdar değildir belki ama Mahmur kampı, Irak Hükümetine bağlı olmasına rağmen, daha doğrusu tartışmalı bölgenin kapsamında olduğu için zaman zaman Kürdistan Bölgesinin bir ilçesi gibi yasaların dışında bir tolerans gösterildi. Fakat koşulları değiştiren bazı gelişmeler yaşandı. Bu yaşananlar sonucunda da Kürdistan Bölgesi Hükümeti, kendi meşru müdafaası için PKK’ye dur demek zorunda kaldı. Bu karar da PKK kanadının hareket alanını kısıtladığından dolayı, hoşlarına gitmemiş olacak ki; o günden bugüne kendi medya mecraları ile sürekli KDP ve Kürdistan Hükümetini ‘Maxmur üzerinden’ karalamaktan vazgeçmediler. 

Bu problemin ana şemasında ‘Mahmur sadece görünen bir semboldür.’ Çünkü, PKK’nin Güney Kürdistan’a dönük stratejisi 2019 yılında değişti. Hatta başka bir ifade ile 2015 yılında yapılan ‘Kürdistan Hükümetini devirme’ planının yeni bir aşamasına geçildi. 

Bu yazılanlar PKK’ye yakınlığı ve ideolojik bağından dolayı birçok kişiye abes gelebilir fakat bölge gerçekliğini bilen ve işin içinde pişmiş her özne bilir ki; İran, Irak ve YNK içindeki bazı kanatlardan direkt destek gören PKK, 2019 senesinde askeri anlamda Kürdistan Hükümetini zora sokma, Orta Doğu ile bölgedeki istikrarını bozma ve bir darbe yapma girişimine varacak kararlara da onay verdi. Hatta geçtiğimiz 27 Mayıs tarihinde bir bildiri yayınlanmış “Başure Kürdistan Öz Savunma Güçleri” adlı yeni bir gücün kurulduğunu da ilan etmişlerdi.

PKK’yi bu karara iten birçok sebep mevcuttu. Tarihsel izanından ziyade güncel sebepler ele alındığında, bu kararların alınmasındaki en önemli sebeplerden birisi ‘hendek savaşlarının ardından Kuzey’de yaşanan kırılma ve gerillanın savaş tarzının yaşadığı taktik ve stratejik kırılmaydı. Mahmur’da zulmediliyor, ambargo var, KDP ve Kürdistan Hükümeti işbirlikçidir gibi tadı kaçmış salvolar ortada var olan gerçekliğin kaybolup gitmesine imkân tanımıyor. 

‘Güney medyasının yokluğu ve sessizliği nedendir?’

Unutulmamalıdır ki; PKK tarzı hareketler bir süre sonra toplumsal bir sisteme sahip olamadıkları için kesintisiz savaş ve bitmeyen propagandaya ihtiyaç duyarlar. Çünkü sistemleri kitleye hizmet üzerine kurulu değil, kitleyi yönetme ve yönlendirme üzerine tesis edilmiştir. 

Bu problemlerin büyümesi konusunda sürekli atlanan bir nokta var. O da Güney medyasıdır. Çünkü, Kürdistan Bölgesi Hükümetine yakın, onlar tarafında sübvanse edilen kanallar gerçekleri kamuoyuna sunmaktan ziyade hep geri durdular ve her zaman olduğu gibi bu konuda da sessiz kalmayı tercih ettiler. Çünkü onlar için önemli olan Mahmur’daki gerçekleri yansıtmak değil, Mahmur veya malum çevrelerden gelecek tepkilere karşı kendilerini nasıl savunabilecekleri idi.

Onlar için bir diğer önemli nokta ise ilerleyen yaşlarda ya şu an dahil bir gazeteci olarak ‘kaza ve beladan uzak’ nasıl mülk ve emlak sahibi olabilecekleridir. Görünen o ki; güneyden beslenen ve ortada bir sürü yanlış olmasına rağmen gazeteciliklerini konuşturmak yerine ne Mahmur’daki sorunları ne de hükümetin ve KDP’nin karşı karşıya kaldığı problemleri umursamıyorlar. Hatta “Özgür Medya” şiarı altında KDP’yi ve Başkan Mesud Barzani’yi yıpratıcı program yapmaktan da geri kalmıyorlar. 

‘Erbil dışında her yere gitme özgürlüklerine sahipler’

Mahmur için PKK medyasının başlatmış olduğu karalayıcı kampanya ilk kez saldırgan bir zemin hazırlamadığı için takdire şayandır. Ama üzerinden atlayamayacağımız bazı gerçeklerin de kamuoyu tarafından bilinmesi gereklidir. Bir kere Mahmur halkına karşı uygulanan ambargo derken akıllara hemen ‘Kampın etrafı hükümetin emniyet güçleri tarafından sarılmış ve kimse de kampın dışına çıkamıyor’ algısının oluşması sağlandı. Fakat bu doğru değildir. 

Mahmur kampında yaşayanlar ‘Erbil dışında’ bütün Kürdistan’a gidip gelme özgürlüğüne sahiptirler. Erbil’e gelememelerinin tek nedeni ise ‘kamp sorumlularının Erbil’e karşı geliştirdikleri eylemlerdir.’

‘Bir Mahmur hükümeti varmış gibi davranılıyor’

 Mahmur sorumlularının, Kürdistan Hükümetini tanımıyor gibi davranması yasa dışı hareket etmeleri veya sanki ‘bir Mahmur hükümeti varmış gibi davranmaları’ söz konusu ‘ambargonun’ devam etmesinin tek sebebidir. Mahmurluların; Kerkük, Süleymaniye, Musul gibi yerlere gidip gelmelerinde bir sorun yoktur. Çünkü Süleymaniye veya Kerkük’te Erbil için düşündükleri eylemleri orda gerçekleştirmek istemediklerinden kaynaklanıyor.

Mahmur’daki halkın çoğu Uludere ve sınır boylarında bulunan bölgenin ahalisidir. Melle Mustafa Barzani önderliğindeki Eylül ihtilaline katkıları en azından Erbil ve Duhok halkı kadardır. 1978 yılında KDP-Geçici Komitenin, imha edilme girişimlerinin boşa çıkarılmasında Mahmur kampında bulunanların bir önceki jenerasyonu belirleyici rol oynamıştı. Bu bölgenin insanları daha sonra Kürtlük adına PKK’ye sahip çıkmış her türlü katkı sunmuştur. 

Bu kadar fedakârlıktan sonra Mahmur’daki halk, nereye ait olduğu sorusuna cevap ararken, malum çevrelerce kürdistan hükümetine karşı doldurulup siyasi problemlere alet edilmesi ise üzüntü verici bir durumdur. Bu sorunun çözülmesi iyi niyetten geçer. Kamp sorumluların diğer taraflara olan duyarlılıkları biraz da Kürdistan Hükümetine karşı olsa şüphesiz her şey daha objektif olacaktır. Unutulmaması gerek, Mahmur halkının Erbil’de elde ettikleri kazanımlar ne Kerkük’te ne Süleymaniye’de ne de Musul’da mümkündür.

Mahmur halkının iş sahası Erbil’dir. Son 15 yıl zarfında, Mahmur’dan 2000’in üzerinde öğrenci Erbil’de bulunan Selahaddin Üniversitesinden mezun olmuştur. Sadece 2005-2006 öğrenim yılında Selahaddin Üniversitesine kayıtlı 350 Mahmurlu öğrenci bulunmaktaydı. Şu anda Mahmur Kampındaki sağlık merkezinde, Selahaddin Üniversitesinden mezun olan genç doktorlar da görev yapmaktadırlar.

Sağlanan bu imkanlar karşısında, Kürdistan Hükümetini Mahmur halkının düşmanı gibi lanse etmek doğru değildir.

‘Birleşmiş Milletler elemanları da kamptan gitti’

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 1998 yılında kurulan Mahmur Kampı’nda çalışan ofis elemanları da kamptan gitti ve görev yapmıyorlar. Çünkü Mahmur kamp sorumlularının dayatmalarını kabul etmediler. Burada da herhalde Kürdistan Hükümeti ve KDP’nin parmağı yoktur değil mi?  

Kamp yöneticilerinin hükümete olan “Kürdistan onların malı değil, herkes hareket edebilir” dayatması aslında temel problemin başlangıcıdır. PKK’nin isteği yaptıkları her eylemde özgür olmaları ve ne olursa olsun ses çıkarılmaması. PKK, Mahmur’u, ‘Garê, Şengal, Kandil, Metina gibi askeri üsse çevirmenin yolunu açmaya çalışıyor’ ve onlara göre kimse bu duruma ses etmemeli. Mahmur probleminden, Güney hükümeti ya da KDP değil, tamamen Mahmur yöneticileri ve onları yönlendirenler sorumludur.  

PKK, Güney Hükümetini, Kongre-Gel Meclisi ile bir tutmakta ve hatta kendi meclisinin dört parçayı temsil ettiğini de iddia etmektedir. Cemil Bayık’tan habersiz bir sandalye dahi elde edemeyen KNK (Kongre Neteva Kurdistan)’ı tüm Kürtlerin çatı örgütü gibi göstermek istiyor. PKK’ye göre Kürdistan parlamentosu da KNK’nin bir parçası haline gelmelidir. Bölge Hükümetinin siyasal erkini ve nüfuzunu Kandil ile paylaşılması gerektiğini de düşünmektedir.  

Meselenin kısaca özeti şudur: 

Evet biz de diyoruz ki ‘keşke ambargonun’ yerine başka bir çözüm yolu olsaydı... Ama bu PKK kanadının, ’Biz, istediğimiz gibi davranırız hükümeti de tanımıyoruz yöntemi ile’ mümkün olmuyor. PKK, Mahmur’daki mültecilerini münferit siyasal çıkarlarına kurban ettiği sürece kamp maalesef istikrarlı bir yaşa konforuna ulaşmayacaktır.  

Yukardan atanan Kandil kadroları ile kampı yönetmekten, Irak ile pazarlık kozu,  Kürdistan Hükümetine karşı da sopa olarak kullanmaktan vazgeçmelidir.  

PKK’nin şu an yaptığı gündemi kendi lehine göre doldurmaktır. Yoksa Mahmur kampının resmi olarak bağlı olduğu kurum Merkezi Bağdat yönetimidir ve hala Bağdat’la olan ilişkileri sürmektedir.  

Bu durumda ne Kürdistan Bölgesi Hükümeti, ne Kürdistan Demokrat Partisi ne de Barzanileri kötülemenin bir doğruluğu yoktur. Burada en önemli görev mutlak suretle Güney medyasına düşmektedir. Hem ekonomik olarak hem de çevre olarak birçok refaha sahip hükümete yakın medya mecraları yaşanan gelişmelere ilişkin bir program oluşturabilir ve gerçeklik ne olduğunu paylaşabilirler.