image

PeyamaKurd - Demokratik Toplum Kongresi (DTK) 1 Eylül Dünya Barış günü vesilesi ile bir basın açıklaması yayımladı. Özetle söz konusu açıklamada ‘Orta Doğu’nun uluslararası ve bölgesel emperyalist güçlerin savaş arenasına döndüğü ve Orta Doğu halklarının şiddet sarmalı içinde yaşamaya mahkûm edildiği’ belirtildi. 

‘ABD ve müttefikleri Kürtlere, emperyalist olarak empoze edilmeye çalışıldı’  

DTK’nın 1 Eylül Dünya Barış Günü ile ilgili açıklaması Türk ve Kürt solunun hala Kürt meselesi üzerindeki etkisinin açık bir şekilde göstergesi olduğu izlenimini verdi. Sanki, söz konusu açıklama Kürtlerin kalemiyle değil de, yıllardan beri Kürt solunun istikametini tayin eden Yalçın Küçük ya da Doğu Perinçek unsurları tarafından hazırlanmış şekilde duruyor. 70’li yılların alışılagelmiş Batı dünyası düşmanlığı ve asıl tehlikeli olan Rus ve Çin’in hegemonyacı girişimlerini görmemezlikten gelme mantığının hala sürdüğü izlenimini veriyor. 

Türkiye ve İran kendi sömürgeci/faşizan emelleri uğruna, Orta Doğu’da yüzyıllardan beri bölge ve özellikle Kürt halkına kan kusturup en tabii hakki olan anadil eğitiminden bile mahrum bırakılırken, diğer taraftan neye hizmet ettiğini bilmeyen kalemşörler tarafından ümmet ve halkçılık adına Kürtleri, ABD ve Batı dünyasına karşı tavır almaya ya da onların düşmanmış gibi davranmasına zemin hazırlamaktadırlar.

Bu noktada Kürt solu ve Kürt ümmetçileri, İran ile Türkiye’nin bu sahtekâr girişimine hep alet oldular ve alet olmaya hala devam etmektedirler. Ankara ve Tahran, tarih boyunca Kürtlerin, batının demokratik hukuk devletlerine yakınlaşmasını engelleyerek, yalnız kalmaları için bu siyasi projeyi her zaman kurguladılar. Bundan dolayı, özellikle son 30-50 yıl arasında ‘Siyaset yapıyorum diyen Kürt solu’ ilericilik adına ABD’yi ve müttefiklerini, Kürt halkına ‘Emperyalistler’ olarak empoze etmeye çalıştılar. 

‘Kürt solu, Saddam’ın hizmetine girecek kadar zavallılaştı’ 

Öyle bir noktaya gelindi ki; örneğin 1991 yılında ABD’nin Saddam Hüseyin’e karşı geliştirdiği tasfiye planını Kürt solu ‘Kabul edilemez’ olarak gördü ve ABD’ye karşı tavır takınarak Saddam’ın hizmetine girdiğini fark edemeyecek kadar zavallılaştı. CHP, Yalçın Küçük ve Doğu Perinçek taifesinin oluşturduğu “Emperyalizme” karşı “Saddam’ı koruma kalkanı” girişimlerinin yanında yer aldılar. Bugün Rojava’da olduğu gibi, Kürtleri korumaya gelen ABD ve müttefiklerine karşı durdular.

Gelinin aşamada; sadece lafta kalan halkların kardeşliği veya ümmetin birliği felsefesinin cezasını da Kürtler çekti ve günümüzde de hala çekmeye devam ediyor. 

İçinde bulunduğumuz dönemde, Türkiye ile İran’ın Orta Doğu’nun “efendisi” kalma uğuruna yürüttükleri çirkin politikanın sebep olduğu bölge sorunları patlak verirken Orta Doğu’ya çeki düzen vermek isteyen ABD ile müttefiklerinin girişimleri hala sol ve ümmetçiler tarafından “Emperyalist Girişim” olarak lanse ediliyor ve bir nevi Türk ve İran sömürgecilerinin bölgenin yegane efendileri kalma siyasetine hizmet ediyor. 

 “Emperyalist Güçleri” hedef alırken, Kürt solunun 1991 yılında yaptığı gibi Kürtlerin imdadına gelenlere tavır almaktan başka bir şey değildir.

‘Bahsi geçen emperyalistler kimlerdir?’

Kürtlerin asıl hedefi olan İran ve Türkiye sömürgecilerini hedefe almaya çekinen DTK’nın sol kalemşorları yine hedef şaşırtmaya çalışıyor. Eğer öyle değillerse söz konusu açıklamada bahsi geçen “Emperyalistlerin” kimler olduğu tam manası ile açıklığa kavuşturulmalıdır.
Bölgemizde bulunan ABD ve müttefikleri, Rusya ve Çin gibi müdahil güçlerin konumu ve Kürtlere karşı olan yaklaşımları üzerinde durulması gerekmektedir. Bütün Rojava’yi IŞİD çetelerine teslim etmeye çalışan Rusya, Iran ve Türkiye’nin kimler tarafından durdurulduğu gerçeği bilinmelidir. Afrin’nin Rusya tarafından bir çırpıntıda Türkiye’ye satıldığı gerçeği bilinmelidir.

Bu noktada daha açık bir şekilde sorulması gereken önemli bir soru da mevcut: ‘Kobanê’yi; terör örgütü IŞID, Türkiye, İran ve sol Rus Emperyalistlerinden kurtaran ABD ve Batı dünyası olmasaydı acaba Rojava ve Kobanê ayakta kalabilir miydi?’ 

'Kürtleri aldatan manevra: Halkların kardeşliği’ 

ABD müttefiklerinin sadece Rojava için değil, Güney Kürdistan için yaptıkları da ortadadır. Kürt kamuoyuna bu gerçekleri de hatırlatmakta fayda vardır. DTK’nın söz konusu açıklamasını kaleme alanlar, 80’li yıllarda Kürt gençlerini Filistinlilerin yanında İsrail’e karşı savaşa sürükleyenlerdir. Unutulmamalıdır ki; Orta Doğu’da gerçek barış ve istikrar Kürt milletinin milli bağımsızlığı ile sağlanabilir. Halkların kardeşliği kutsal bir taleptir ancak şu ana kadar Kürtleri aldatmanın manevrası olmaktan öteye gidememiştir.

Bu vesile ile; sol ve din kültürünü Türk ve acem sömürgecilerin merkezlerinde öğrenmiş Kürt solu ve ümmetçilerinin, Selahaddin’i Eyyubi’den gelen, Şeyh Said-î Piran, Qazi Muhammed ve Mele Mustafa Barzani ile devam eden halklar arası gerekli, gerçekçi kardeşlik kültürünü ve dinler arası toleransı Kürt demokratlarına öğretmeye de yetkisi yoktur.

İşte DTK’nın 1 Eylül Dünya Barış günü vesilesi ile kamuoyuna sunduğu basın açıklaması: 

‘1 Eylül Dünya Barış Günü’  barışa en fazla ihtiyacı olan Ortadoğu halkları başta olmak üzere, tüm dünya halklarına kutlu olsun.

Üçüncü dünya savaşının bütün boyutları ve şiddeti ile hüküm sürdüğü Ortadoğu coğrafyası uluslararası emperyal güçlerin ve bölge sömürgeci devletlerin kendi aralarında boğazlaştıkları ve halklara zulüm yağdırdıkları bir savaş arenasına dönüştürülmüştür.

Ortadoğu halkları, her geçen gün daha da derinleşen ve kronikleşen savaş ve şiddet sarmalı içerisinde yaşamaya mahkûm edilmek istenmektedir.

Bir yanda savaşı daha da derinleştirme politikasının bir sonucu olarak Kürt Halk Önderi Sayın Abdulllah Öcalan’a karşı uygulanan mutlak tecrit politikasının sürdürüldüğü, Rojava’yı işgal planlarının ve girişimlerinin yapıldığı, Başur  Kürdistanı  topraklarının işgali amaçlı sürdürülen “Pençe operasyonu”nun genişletilerek sürdürüldüğü, Bakur Kürdistanın’da sürdürülen siyasi soykırım operasyonları ve halkımızın seçilmiş iradesi olan Belediye başkanlıklarına tekrardan kayyum atamaları, Eşbaşkanlık sistemi üzerinden kadın düşmanlığının ve kadına şiddetin meşrulaştırıldığı uygulamalar da çok açıkça göstermektedir ki, mevcut devlet aklı Kürdistan halkına karşı sürdürdüğü savaş politikasını derinleştirerek sürdürmek istemektedir.

Buna karşın, Kürdistan halkı başta olmak üzere, Ortadoğu halkları, Emperyalist ve sömürgeci güçlerin, halklarımıza dayattığı bu şiddet ve savaş politikalarına karşı;  şiddetsiz, savaşsız, sömürüsüz ve barış içerisinde demokratik bir düzende yaşamak için olağanüstü bir mücadele vermektedir.

Kürdistan halkı onlarca yıllık deneyimlerinden de öğrendiği gibi barışın ancak savaş politikalarına karşı sürdürülen büyük ve kapsamlı bir direnişle mümkün olduğunun bilincindedir.

Bu bilinçle, Bakur’da, Başur’da, Rojava’da ve Rojhılat’ta Ortadoğu halklarıyla tam bir dayanışma ve demokratik ittifak içerisinde sürdürdüğü direnişini ve varlık mücadelesini büyüterek devam ettirmektedir.

Sürdürülen kirli savaş ve şiddet politikaları sadece halkımızın ulusal varlığına ve kimliğine değil, onunla birlikte ve eş zamanlı olarak kadına, çocuğa, farklı inançlara ve kültürlere karşı da acımasızca sürdürülmüş, bir avuç egemen dışında her kes ötekileştirilerek şiddetin hedefi haline getirilmiştir.

Savaşın ve şiddetin bütün ağır bedellerini fazlasıyla yaşayan halklarımız artık barışı yaşamak istiyor. Barışı, huzuru, istikrarı ve kardeşçe yaşamayı bu kadar hak eden halklarımız ve onun demokrasi güçleri, barış mücadelesine her zamankinden daha çok odaklanmalı ve mücadele etmelidirler. Çünkü halklarımızın kardeşliği ve barışı hiç bir zaman bu kadar büyük bir tehdit ve saldırı altında kalmamıştır.

Halklarımızın barışı ve kardeşliği için yola çıkmış, bunu gerçekleştirmeye ant içmiş olan tüm demokrasi güçleri olarak, faşizme karşı birlikte mücadele ederek halklarımızın adil barışını ve kardeşliğini mutlaka gerçekleştireceğiz.

1 Eylül Dünya Barış Gününün, bu uğurda yürüteceğimiz mücadeleye ivme kazandıracağı inancıyla, bütün dünya halklarının ve barış mücadelesi verenlerin 1 Eylül Dünya Barış gününü büyük mücadele ruhu ile kutluyoruz.