image

PeyamaKurd - Geçtiğimiz aylar içinde Erdoğan, Türkiye’de demokratik biçimde seçilmiş Kürt belediye başkanlarını görevden alıp onların yerine kendi atadığı kişileri getirdi. Ardından daha fazla Kürt destekli muhalefet liderini hapse atarak durumu daha da ileri götürdü. Peki bundan sonra ne olur? 

ABD’nin prestijli yayın ağlarından biri olan The National Interest’te Michael Rubin imzasını taşıyan “Türkiye, bir Apartheid Devleti mi oluyor?” başlıklı bir makale yayınlandı. Makalede, Erdoğan’ın son dönemlerde Kürtlere yönelik arttırdığı baskının Türkiye’yi bir Apartheid sistemine yaniırksal ayrımcılığı savunan yapıya’ dönüştürdüğü ifade ediliyor. Ayrıca 2003’te iktidara gelen ve Kürtleri kazanan Erdoğan’ın, bugünlerde Kürtlere yönelik olağanüstü baskılar, parti kapatma, hapis cezası gibi politika üretimine evrildiği yorumlanıyor.

“Türk liderler ülkenin kuruluşundan beri Kürtlerle yüzleşmek zorunda kaldılar”

Mustafa Kemal Atatürk, yaklaşık bir asır önce Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını ilan etti. Yeni devlet, Osmanlı İmparatorluğu'nun küllerinden doğdu. Osmanlı İmparatorluğu farklı halkların bir parçasıyken Atatürk, Türkiye'yi ağırlıklı olarak Türkler için bir devlet olarak tasavvur ediyordu. 

Türk milliyetçileri, önceden planlanmış ve merkezi olarak yönetilen bir soykırım planı ile, önce Ermeni toplumunu büyük ölçüde ortadan kaldırdı. Ardından pek çok Rum da bağımsızlığa giden yolda Türkiye'den kaçmıştı. Ama Türk milliyetçileri, farklı baskılar ile geri kalan milletlerin de kaçmasına zemin hazırlamıştı.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan itibaren Türk liderler, Kürtlerin isyanıyla yüzleşmek zorunda kaldı. 1925 Şeyh Sait isyanında Kürtler, Atatürk'ün dine saldırısı olarak gördükleri şeye kızdılar. İki yıl sonra İhsan Nuri Paşa, Türkiye'nin İran ve Ermenistan sınırları boyunca uzak doğu bölgesinde bir Kürt devleti olan Ararat Cumhuriyeti'ni ilan etti. Atatürk, ordusuna ve hava kuvvetlerine bu varlığı yok etme emri verdi. 1936’da ise zorla Türkleştirme ve zorunlu tehcirleri protesto etmek için Dersim'de Kürt isyanı patlak verdi. Türk ordusu bir kez daha kanlı biçimde ayaklanmayı bastırdı.

Bu ayrımcılık sadece silahların gölgesinde değildi. Atatürk'le başlayıp 1980’lere kadar devam eden süreçte Türkiye sanayileşti ve ekonomisini modernleştirdi. Ancak Kürtlerin yaşadığı doğu bölgesini atladı. ‘Bu ihmalin bir kısmı kasıtlıydı’ ancak bazıları ise coğrafi şartların sonucuydu. Diğer yandan uzun süredir devam Kürtçe üzerindeki yasak, Kürtler ve Türkler arasındaki uçurumu daha da genişletti. 

“Erdoğan en başta Kürtleri kazanmıştı"

Recep Tayyip Erdoğan, 2003 yılında iktidara geldiğinde Kürtleri kazanabileceğine inanıyordu. Öyle de oldu. İlk başta Kürtler onun tekliflerine olumlu yanıt verdi. Bir çoğu, daha önce kendilerine baskı yapan partilere rağmen, Adalet ve Kalkınma Partisi'ne (AKP) oy verdi. Ancak zamanla birçok Kürt Erdoğan'a ya da AKP'ye güvenemeyecekleri sonucuna vardı. 

Erdoğan seçimlerden önce Kürtlere siyasi özgürlük ve ekonomik güçlenme sözü verdi, ancak seçimlerde onların desteğinin düştüğünü görünce hemen Kürtlere sırtını döndü. Sonuç olarakta, Kürtler artan bir şekilde Kürt partilerine oy vermeye başladı. Mart 2014 yerel seçimlerinde HADEP'in halefi olan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) oyların yüzde altıdan fazlasını kazandı. 

Halkların Demokratik Partisi (HDP) adı altında yeniden oluşma girdi ve sadece bir sene içinde, temsil oranını ikiye katlayarak Türkiye'nin yüzde on seçim barajını aşarak parlamentoda sandalye kazandı. Böylece AKP’nin meclisteki çoğunluğuna büyük bir darbe indirdi. Erdoğan'ın bu sonuçlara tepkisi ise sert oldu. HDP Eş başkanı Selahattin Demirtaş ve diğer üst düzey HDP liderlerini tutukladı, Türk ordusunun askeri gücünü Cizre, Mardin, Nusaybin gibi HDP kalelerine çevirdi. 

“Planları geri tepti, Kürtler canavarlaştırıldı”

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in hazırladığı gibi bir medya balonunda yaşayan Türkler, Erdoğan'ın sadece terörle mücadele operasyonu yürüttüğü yönündeki açıklamasına inanmış olabilir, ancak iş öyle değil. Erdoğan, siyasi yollarını düzeltmeye zorlamak için kendisine karşı oy veren Kürt seçmenlerini cezalandırmaya çalışmış olabilir.

Ancak nedenleri ne olursa olsun, planları geri tepti. İktidar, içinde bulunduğu kötü durumu kontrol altına almaya çalıştığında hiçbir çıkış yolu kalmadığını anladı ve toplumda ‘canavar bir Kürt algısını’ pekiştirme yolunu seçtiler.

Geçtiğimiz aylar içinde Erdoğan, Türkiye’de demokratik biçimde seçilmiş Kürt belediye başkanlarını görevden alıp onların yerine kendi atadığı kişileri getirdi. Ardından daha fazla Kürt destekli muhalefet liderini hapse atarak, durumu daha da ileri götürdü. 

Geçtiğimiz günlerde Erdoğan, önde gelen bir Kürt milletvekilinin Türkiye-Kürt barış sürecine daha fazla dikkat çekmek için beş sene önce attığı bir tweet için yargıtaya hapis cezası talimatı vererek daha fazla ileri gitti. Şimdi ise, baskısı yolu ile 600 HDP vekilinin yetkilerini yasaklayıp, partiyi kapatarak Kürtlerin oy hakkına toptan bir şekilde son vermeyi hedefliyor gibi görünüyor.

“Türkiye Apartheid’e yakın bir sistem dayatılıyor gibi görünüyor”

Kulağa polemikli ve inanılması güç gelse de Türkiye'de Apartheid’e (ırksal ayrımcılığı savunan sistem) yakın bir sistemin dayatıldığı görünüyor. Kürtler bu baskılar altında görevelerinde kalamayabilir. Türkiye'deki Kürt bölgeleri gelişmemiş durumda ve devlet nadiren Kürtlerin sahip olduğu işletmelere önemli sözleşmeler veriyor.

Durum açık. Kürtlerin durumu geriye doğru gidiyor. Kürtler şimdi 1920'lerin sonları ile1930'larda yaşadıkları aynı baskıyla karşı karşıya. Avrupalı ve ABD’li diplomatlar, Türkiye'nin Kürtlere yönelik iç insan hakları ihlalleri ve baskılarına karşı yüzeysel bir yaklaşımı hayret verici biçinde uzun süredir benimsiyorlar. 

Erdoğan'ın egosu ya da benimsediği ideoloji çerçevesinde Türkiye'yi ırkçı/ayrımcı bir dünyaya sürüklememesi için, Alman Angela Merkel ve Fransız Emmanuel Macron gibi Avrupalı liderlerin yanı sıra ABD’li Joe Biden yönetiminin Türkiye'ye ciddi bir açıklıkla yaklaşması esastır. 

Türkiye'deki Kürtlerin, sistematik olarak yetkisiz hale getirilmesinin hiçbir mazereti yok. Erdoğan'ın bu yolda ilerlemesine izin vermek barış getirmeyecektir. Gerçekten de sonuç tam tersi ve yıkıcı olacaktır.



⇔ Çeviri: PeyamaKurd 

 


⇒ Farklı konulardaki analiz ve görüşlere bu LİNK üzerinden ulaşabilirsiniz