image

PeyamaKurd - Rusya kuşkusuz istikrarsızlık, mezhepçilik ve İran-Suudi rekabetine ev sahipliği yapan Orta Doğu'nun jeopolitik yeniden tesis edilmesinde söz sahibi olmaya çalışıyor. Moskova bu aşamada çatışan tarafları aynı anda destekleme ve kendisini ‘bir istikrar gücü’ olarak projelendirebilme konusunda önemli adımlar attı. 

“Rusya ve Çin, ABD’nin küresel gücüne karşı çıkıyor”

Bir grup ülkeye önderlik eden Çin ve Rusya, ABD'nin küresel gücüne karşı çıkıyor. Bir zamanlar ABD liderliğindeki tek kutuplu dünya yavaş ama istikrarlı bir şekilde çok kutuplu bir dünyaya geçiş yapıyor. Bu durum Rusya ve Çin’in, Amerikan’ın sert (siyasi ve askeri) ve yumuşak gücüne (ekonomik) itiraz ettiği Orta Doğu'dan başka bir yerde daha hızlı bir biçimde gelişmiyor.

The National Interest dergisinde Robert G.Rabil imzasını taşıyan, “Rusya'nın Orta Doğu Stratejisi: İstikrar edin, canlandırın, kaos yaratın” başlıklı bir analiz yayımlandı. Söz konusu analiz yazısında, Rusya’nın Orta Doğu stratejisi, bölgeye hakim olma istenci ve ABD ile olan bölgesel güç mücadelesi ele alınıyor.

“ABD bölgede çok boyutlu bir siyaset izledi”

ABD iktidarında kanayan bu yaranın, Amerikan stratejilerinin uygulanmasındaki hayal kırıklığı ve müttefiklerin kargaşası var. Sovyetler Birliği'nin çöküşünden bu yana, Amerika Birleşik Devletleri büyük Orta Doğu'da sert ve yumuşak güçten yararlanarak, Washington’u bölgede güçlü yaptı. Bu güçler beraber ABD, Irak'taki jeopolitik gafletine rağmen, müttefikleri arasında sayısız yerel ve bölgesel çatışmalar nedeniyle zaman içinde darmadağın oldu ve bu da Orta Doğu'da kapsamlı bir strateji izlemeyi mümkün kılmadı. 

ABD bölgede çok boyutlu bir siyaset izledi: Kürt-Türk, Katar-Suudi, Katar-BAE, Mısır-Türk, Cezayir-Fas, İsrail-Ürdün, Lübnan-İsrail ilişkileri vs… Washington ilişkilerin tümünde diplomasi masasında yer aldı. Başka bir deyişle, George Bush, Barack Obama ve Donald Trump yönetimlerinin bölgedeki planlı vizyonlarına rağmen ABD’nin Orta Doğu’daki stratejisi; rekabet, tarihi anlaşmazlıklar, ulusal güvenlik endişeleri ve çok tehlikeli koşullar altında istendiği ölçüde işleyemedi.

Aslında, ABD'nin 2003 yılında Irak'ı işgalini takiben Rusya, Orta Doğu'daki müttefik kuvvetlerinin yeniden düzenlenmesini sağlamak ve bölgenin çatışma ve gerginliklerini azaltmak için ABD'nin iş göremez olduğunu beyan etmişti. Bu beyan, Moskova’nın evrensel meselelerde merkezi ve etki alanını geri kazanmak için küresel stratejisinden doğan bir Rus politikası idi. Ayrıca Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2007 Münih Güvenlik Konferansında yaptığı konuşmada Amerikan’ın küresel meselelerdeki hakimiyetinden ve NATO'nun Baltık ülkelerine doğru genişlemesinden şikayet etmiş ve ABD'yi Orta Doğu'yu istikrarsızlaştırmakla suçlamıştı. 

Putin o konuşmasında şunları dile getirmişti, “NATO'nun genişlemesi barışın korunmasına katkı sağlamıyor. Dünyada tek bir güç olmasının faydası yok. Tek bir ülkenin tek başına hareket etmesin dünyada her zaman daha fazla acıya neden olur. ABD, bir çok alanda sınırlarını aştı ve herkese isteklerini kabul ettirmeye çalıştı. Dünyada hiç kimse kendini emniyette hissetmiyor.”

“Rusya’nın rolünü kazanmak istemesi ve bölgeye girişi”

Putin, Rusya’nın önemli küresel rolünü geri kazanması konusunda arzulu davranmıştı. Bugün genel anlamda Rusya’nın, Orta Doğu'ya ve özellikle Suriye'ye girmesi, Rusya'yı hem ABD hem de Amerikalı müttefiklerin odak noktası haline getirdi. Kürtleri milliyetçiliğe kayması ve Kürt revanşizmi (Tarihte kendilerine karşı savaşmış ve genellikle bu savaşı kazanmış devletlere karşı, tekrar savaş yapmak, daha güçlü bir halde saldırıp bir nevi intikam almaya verilen isim)  konusunda endişeli olan Türkiye, Suriye'yi istikrara kavuşturmak adına Rusya ile ittifak kurdu. 

Kuzey Suriye'deki (Rojava) Türk saldırısından endişe duyan Kürtler de hem Türkiye'den hem de Suriye rejiminden korunmak istiyorlardı. Lübnan, Trablus şehrinde petrol tesisleri geliştirmek ve işletmek için Rus petrol şirketi Rosneft ile anlaşmaya vardı. Buna karşılık Lübnan, Rusya’dan ülkedeki İran etkisine karşı bir denge olmasını istiyor. Otokratik rejimlere karşı bir başka gösteri dalgasından endişe eden, Suriye'den Sina'ya selefi-cihadist saldırılarının gelmesinden endişe eden ve Türkiye’nin, Libya'nın iç savaşına katılımından rahatsız olan Mısır da Rusya ile askeri ve siyasi ilişkisini iyileştirdi. Terörle mücadele işbirliğini genişletmenin yanı sıra, Mısır ve Rusya, ilk defa ortak askeri tatbikatlar düzenledi.

Diğer yandan Moskova ve güçlü Körfez ülkeleri sosyo-ekonomik ilişkilerini derinleştiriyorlar. Daha az önem taşıyan Körfez ülkeleri ise derinleşen Arap-Rus ilişkilerini İran-Rusya stratejik işbirliğine karşı bir denge olarak görüyorlar. 2007'den bu yana geçtiğimiz Ekim ayında Suudi Arabistan ve BAE'yi ilk kez ziyarett eden Putin, Körfez ülkeleri ile daha iyi ilişkiler kurmak istediklerini belirtti. 

Diğer yandan Umman, Kuveyt ve Iraklı bazı kesimler ABD ve İran/Rusya arasında eşit mesafede durdular. Fakat Iraklı bazı kesimler de ABD'nin Irak’tan geri çekilmesi çağrısında bulundu  

“Rusya, Orta Doğu’nun tesisinde söz sahibi olmak istiyor”

Rusya kuşkusuz istikrarsızlık, mezhepçilik ve İran-Suudi rekabetine ev sahipliği yapan Orta Doğu'nun jeopolitik yeniden tesis edilmesinde söz sahibi olmaya çalışıyor. Moskova bu aşamada çatışan tarafları aynı anda destekleme ve kendisini ‘bir istikrar gücü’ olarak projelendirebilme konusunda önemli adımlar attı. Ayrıca, askeri ve siyasi tavizleri de kesin olarak yerine getirdi. Rusya sadece Orta Doğu'da değil, küresel rol ve etki alanına sahip ABD’ye karşı da küresel stratejisinin ayrılmaz bir parçasıdır. 

Putin yönetimi şu ana dek kısmen başarılı ilerledi. Çünkü Washington, müttefiklerinin bileşik gücünü kullanan kapsamlı bir strateji izleyemedi. Trump yönetiminin İran üzerindeki baskı politikası, ABD'nin çoğunluğunda tehlikeli bir oyun alanına benzeyen bir bölgeyi denetleme durumuna benzetildi. Bölgede söz sahibi olan ABD’nin belirsiz stratejileri Rusya’nın sahneye çıkmasına da zemin hazırladı. Böylece Rusya, ABD gücü pahasına Orta Doğu'da ilerledi.

Çeviri | PeyamaKurd