image

Peyamakurd- Kamuoyuna dün yansıyan bir habere göre, Elâzığ’da özel bir hastane, Türkçe bilmeyen hastaları için 17 ayrı dilde hizmet verdiği ortaya çıktı. Elâzığ gibi bir yerde, dünyanın ücra köşelerinden hastaları ağırlayabilecek coğrafik bir konumu olmamasına rağmen, Japonca’dan Ukraynaca’ya, Çince’den Hırvatça’ya kadar 17 dilde hizmet veriyorlarmış.

Öncelikle belirtmek gerekir ki kimse ne Japonya’dan, ne Çin’den, ne de Britanya’dan Elâzığ’a tedavi için gelir. Gelse gelse Elâzığ’ın Kürtleri tedaviye gelir ve onların dili olan Kürtçe de listede bulunmuyor.

Neden mi?

Çünkü “Kürtçe diye bir dil yoktur” algısı hâlâ belleklerden silinmiş değil. Bu durum, Kürt ve Kürtçe düşmanlığının hâlâ devam ettiğini gösteriyor. İktidarın gittikçe radikalleşen Kürt politikası ise Kürt ve Kürtçeye olan düşmanlığı resmen körüklüyor.

Daha dün çocuğu ile Kürtçe konuştuğu için öldürülen Kürt babayı unutmamamız gerekir.

“Biz Kürt kardeşlerimize karşı değil, PKK’ye karşı savaşıyoruz” bahanesiyle bütün Kürt değerlerinin imhası hedeflenmiş durumda.

Kayyumların atandığı birçok yerde Kürtçe tabelalar bile indirildi.

Utanmasalar Kürtçeye de “PKK dili” diyecekler.

Türkiye’deki Kürt ve Kürtçe düşmanlığı Türkiye sınırlarını da aşmış durumda. Afrin’i PYD’den alıp ÖSO’ya teslim eden Türkiye, işgalin ilk gününden itibaren Afrin’de bulunan bütün Kürtçe tabelaları indirip yerine Türkçe ve Arapça tabelalar yerleştirdi.

Demek ki Türkiye’de Kürt ve Kürtçeye karşı olan yaklaşım, Sakarya’da Kürtçe konuştuğu için bir Kürt’ün öldürülmesi ve Elâzığ Medikal Park Hastanesinin Kürtçe’yi görmezden gelmesi ile sınırlı kalmıyor mesele.

Türk-Kürt kardeşliği söylemlerinin aslında bir hikâyeden ibaret olduğu gerçeğine her gün biraz daha şahit oluyoruz.