image
Rojhat Amedi Yazarlar
image

Suriye’nin İdlib kentinde yaşanan gelişmeler bölgedeki siyasi ortaklığa etki ettiği için bazı çevreler ‘ortaklılık dosyalarını’ tekrar gözden geçirmeye başladılar. İnsan haklarına zerre kadar saygı göstermeyen, demokrasi ve hukuk kavramını ayaklar altına alan Rusya, Türkiye ve İran koalisyonu da son günlerde çatırdamaya başladı.

Rusya ve İran, Beşar Esad’a Suriye’ye tekrar hâkim olma girişimi hamlesinde açıktan destek verdi. İdlib’te yaşanan gelişmelerle de 2018 yılında imzalanan “meşhur” Soçi Anlaşması resmen devre dışı kalmış oldu. 

Söz konusu ittifakta oluşan çatlaklık Rusya ve İran’ın Esad’ı desteklemesine zemin hazırlarken, Türkiye’yi ise bölgede yalnızlaştırdı.Yanlış dış politika ve cihatçılara verdiği desteklerden dolayı yalnızlaşan Türkiye, rotayı tekrar Kürtlere çevirmiş gibi görünüyor. Ama söz konusu bu rota, Kürtleri de limana ulaştırma çabası değil aksine Kürtlerin elindeki yollardan bir harita yaratarak hedefe varılmak isteme çabasıdır. 

Geçtiğimiz günlerde Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) yetkilileri ile bir araya gelmesi ve daha sonra yaptığı, “Suriyeli Kürtlerin meşru temsilcisi” Suriye Kürt Ulusal Konseyi heyetiyle görüştük” açıklaması buna örnek gösterilebilir. 

İdlib, kısmi bir saflaşma dayatıyor”

Rusya ve Türkiye bölgede ortaklıklarının hala devam ettiği imajını verseler dahi, tarafların sahada mevcut olan pratik girişimleri bunun bu şekilde olmadığını net bir şekilde gözler önüne seriyor. İdlib, bütün taraflar için kısmi bile olsa ‘yeni bir saflaşmayı’ dayatıyor.

Bu gelişmeler de, ‘Kürtlerin, kısmi saflaşmada nasıl davranması gerektiği sorusunu akıllara getiriyor.’ Kürtlerin, Suriye’deki çözümün en önemli faktörü olduğu gerçeği göz önüne alındığında, Kürtlerin gerilimli aşamada diplomasi yeteneğini oluşturması ve faaliyete koyması gerekiyor. Bölgesel faktörler iyi okunduğu takdirde, diplomasi Kürtlerin siyasi istikametini tayin etme açısından çok önemlidir. 

Peki, Kürtler son gelişmeler karşısında nasıl faaliyet gösteriyor? Ya da Kürtlerle ne(ler) yapılmak isteniyor?

Türkiye, Kürtlerin kazanımlarını engellemek için Rusya ve İran ile ortaklığını seçti. NATO’da müttefik olduğu ABD ile sadece Kürtlerden dolayı sorun yarattı. 

Rusya, yani Türkiye’nin sözde siyasi ortağı Kürtleri ne pahasına olursa olsun Şam’a yaklaştırmaya çalışıyor. 

Bu planı da ABD‘nin müttefikliğini kabul etmeyerek Rus ve İrancı politikayı tercih eden, solcu çevrenin etkisinden kurtulmayı beceremeyen bazı Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kadroları kanalı ile gerçekleştirmek istiyor. Kandil’den, Rojava’ya geçen bazı kadroların da Rusya ve İran planının hayat bulması için yürüttükleri çabaların da saklı yönünün olmadığı göz önüne alındığında sadece ENKS kanadının değil farklı kanaldaki Kürtlerin de hatalı olduğu görülüyor. 

Bu noktada Kürtlerin en son yanaşacakları liman, Rus limanı olmalı. Çünkü Rusya ve İran, IŞİD’e karşı Kürtlerin kazanımlarını yok etmek istedi. Diğer yandan, Efrin’i nasıl Türkiye’ye teslim ettiklerine de şahitlik ettik. Fakat Kürtlerin kazanımlarını engellemek için geliştirilen ortaklıklar ancak bugüne kadar ilerleyebildi ve o sözde ortaklıklar da tükenmek üzere gün sayıyor.

Savaşın arkeolojik kazısını yaptığımızda ABD’nin 2014 yılında Rojava Kürtlerinin imdadına yetiştiğini görüyoruz. Bu hamle bir bakıma Orta Doğu’da Rusya ve İran ortaklığı seçeneğine karşı yeni bir ortak yaratmanın “nedenlerini” de göstermiş oldu. Türkiye, ABD’nin gelmesi ile gittikçe Washington’dan uzaklaşarak Rusya ile yeni stratejiler geliştirdi. Ama o da son nefeslerini vermek üzere. 

Yeni ortaklıklar sahneleniyor’

Bölgedeki anti Kürt politikası, SDG’yi Şam ile diyalog arayışına zorluyor ve SDG bu hat üzerinde sıkışıyor. Hatta SDG’nin İdlib harekâtında Suriye ordusuna yardımcı olmaları söylentileri de ortaya atılarak nabız yoklaması yapıldı. Fakat SDG kaynakları olayı doğrulamadı. Kürtlerin, Şam ile diyalogu bazı minvalde zorunludur ve olmalıdır da. Ancak Şam ile ortak olma uluslararası mecrada Kürtlere faydadan çok zarar verecektir.

Arayışlar içinde iyice sıkışan Türkiye’nin aklına Kürtler geldi” 

Bölgesel siyasetteki arayış içinde sıkışan Ankara yeni pencerelere yönelerek bölgede değişecek olan hava durumunu kaçırmak istemiyor. Bu bağlamda Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ve Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) yetkilileri ile geçtiğimiz günlerde bir görüşme gerçekleştirdi. Çavuşoğlu, yapılan görüşme ile ilgili ENKS’yi, Suriye Kürtlerinin “meşru temsilcileri” olarak lanse etti.

ENKS de yaptığı açıklamada Çavuşoğlu’nun “Rojava’nın Efrin, Serêkaniyê ve Girê Spî kentlerinde insan hakları ihlallerine neden olan, suç işleyen silahlı grupların cezalandırılması gerektiği, adı geçen bölgenin demografisinin değiştirilmesinin reddedildiği ve memleketlerinden ayrılmak zorunda kalanların yeniden evlerine dönmeleri için çalışacaklarını” kabul ettiğini öne sürüyor. 

Şaşkınlık yaratan görüşmede ENKS’nin, Türkiye tarafından Kürtlerin temsilcisi olarak lanse edilmesi beraberinde birçok soru işaretini de getirdi. 

Örneğin

  • ENKS yetkililerinin bu gerilimli aşamada Türkiye ile görüşmesinin amacı nedir? 
  • Çavuşoğlu ile neler konuşuldu bilinmiyor. Fakat eğer Çavuşoğlu ve Türkiye bu açıklamalarında samimi iseler o halde Rojava’da işgal ettikleri Kürt bölgelerini neden ENKS’ye teslim etme girişiminde bulunmuyorlar? 
  • Eğer Türkiye, Kürtler konusunda samimi ise neden sadece ENKS ile görüşüyor da Kürtleri temsil eden tüm kesimler ile masaya oturarak diyalog kurmuyor? 
  • Mazlum Kobane’nin birlik çağrısını günlerce düşündükten sonra ‘kayıtlı şartlı kabul eden’ ENKS, Türkiye ile görüşmeyi neden günlerce düşünmeden ‘kayıtsız şartsız kabul etti?’ 
  • ENKS, söz konusu görüşmede neden Kürtlerin asıl temsilcisi sadece bizler değiliz demedi ya da buna yönelik açıklamada bulunmadı? 

Türkiye’nin yaptığı açıklamalar Kürtleri birbirine düşürmenin bir hedefi olabilir. Çünkü ENKS’nin, Suriye Kürtlerinin meşru temsilcileri olup olması Suriye Kürtlerinin kararıdır. Çavuşoğlu’nun bu hamlesi ENKS’nin, Rojava’daki faaliyetlerini tekrar durdurulmasına dahi neden olabilir. Çünkü Rusya ve İran yanlısı bazı SDG yöneticileri böylesi bir durumu sabırsızlık ile bekler nitelikteler. Türkiye bu hamle ile ileride Kürtler arasında oluşacak siyasi bir birliğin önüne engel koymayı hedeflemiş olabilir... 

Kürtler elbette diyaloglar kuracak ve masada çözüm üretmek için uluslararası faaliyet gösterecektir. Ama ENKS’nin Ankara ile flörtü, PYD’nin yıllarca süren ve hala kısmi şekilde Tahran ve Bağdat ile olan flörtünden ayrı tutulamaz. 

Mazlum Kobane, birlik çağrısı yapmıştı”

Burada bir parantez ise Kürtlerin birliği için Rojava’daki tüm siyasi kesimlere davet çağrısı yapan Mazlum Kobani için açılmalı. Hatırlanacağı üzere Kobane, Kürtler arasında siyasi birlik için Kürtleri diyaloga davet etmiş ENKS ise bazı şartlar öne sürerek kabul etmişti. 

Görüşme sonrası ENKS Rojava’daki bürolarını tekrar açmıştı. PYD ve ENKS arasında devam eden problemin böylece çözüme kavuştuğu ve Kürtlerin bir arada siyaset yürüteceği fikri Kürt milletine umut verirken ENKS’nin, Çavuşoğlu ziyareti birçok şeyin başa dönmesine neden olabilir. 

Kürtler çok hassas bir dönemden geçiyor. Hiç kimsenin, binlerce Kürt gencinin şehadeti ile şekillenen Kürt kazanımlarını örgüt ya da parti çıkarlarına feda etmeye hakkı yoktur. Kürtler Orta Doğu’da yaşanan gerilimli zamanlar içinde biran önce politik anlamda şekillenmeyi öğrenmeli ve bir Kürt kalıbı oluşturmalıdırlar. 


Rojhat Amedi 

21.02.2020