image
Rojhat Amedi Yazarlar
image

ABD, 2003 yılında Saddam diktatörlüğünü yıktıktan sonra, Başkan Mesud Barzani’yi ziyaret ederek PKK’yi vurmak için karadan destek istemişti. Barzani ise, “Eğer PKK’yi vurmak için bana gelmişseniz, bunun yanlış bir adres olduğunu bilmeniz gerekir” ifadelerini kullanarak Amerikalıların PKK ile diyaloğa geçmesinin daha mantıklı olacağını belirtmişti.

Bu diyaloğun ardından ABD’li yetkililer, 2003 yılının sonbahar aylarında zamanın PKK yöneticileri ile buluşur. ABD açık bir şekilde PKK’ye, Türkiye’de Kürt sorununun çözüme kavuşması için ellerinden geleni yapacaklarını ama PKK’nin silahlarını susturmasını ve Öcalan ile mesafeli davranmasını talep eder.  

PKK’yi temsil eden kadrolar ABD’nin önerilerinin mantıklı olduğunu kabul etti ve bu önerilerin onaylanması için 2004 yılının başlarında kongreye gitti. Ancak TC, PKK’deki “ABD’cilerin “Kongrede etkisiz kalmaları için müdahale etti. Öcalan’ın avukatları devreye sokuldu. Mahmut Sakar ve İrfan Dündar, TSK’ya ait bir helikopterle Kandil’e indi, “Önderlik adına” kongreye el bastı ve “Amerikancı PKK’liler” göz hapsine alındı. Böylelikle ABD’nin PKK plânı bozuldu.

Arap baharıyla birlikte Suriye’de halk ayaklanması gerçekleşti. Akabinde Kürtler de, dünyadaki diğer milletlere nasip olan hak, hukuk ve özgürlükleri elde etmek için örgütlendi. Kısa bir süre içinde Suriye’de statü sahibi olma ve bu konumu sürdürebilme seviyesine geldiler.

Bu gelişmeleri hazmedemeyen Türkiye, binlerce TIR’lık silahı DAIŞ’e gönderdi ve DAİŞ çetelerini Kürtlerin üzerine saldı. Saldırılar öyle bir noktaya geldi ki Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan her şeyden haberdar olduğunu saklamaya gerek duymadan, “Kobani düştü düşecek” beyanatını verdi.

Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz günlerde Kürt güçleri tarafından ele geçirilen IŞİD’in üst düzey yetkililerinden Taha Abdurrahîm Abdûllah Kobanê saldırısına ilişkin konuşarak, “Bağdadi Kobanê’ye saldırmamızı istedi. Biz itiraz ettik ama kabul etmedi. Ama sonradan öğrendik ki operasyon için Erdoğan ısrar etmiş“ demişti.

Ancak Türkiye’nin 2004 yılında Kandil’den kovduğu ABD tekrar devreye girdi ve Kobani kenti Erdoğan’ın beklediği gibi düşmedi. Üstelik Kürtler kaybettikleri bölgeleri birer birer geri aldılar ve Uluslararası Koalisyonun önemli bir müttefiki haline geldiler. ABD tekrar PKK’ye ayar vermeye çalıştı. 2003’te olduğu gibi ABD’nin önerilerini kabul eden yurtsever PKK’liler öne çıktı. Ancak PKK’nin “anti emperyalist” kanadı Güneybatı Kürdistan’daki gelişmeleri hazmedemedi ve müdahale etmeye başladı. Bu durum, zaten pusuda bekleyen Türkiye Cumhuriyeti Devletine saldırı yapabilmek için makul bir neden oldu.

Unutmamak gerekir ki Türkiye, uluslararası alanda yürüttüğü diplomasi trafiğinde, sadece PKK’nin Güneybatı Kürdistanı’na müdahalesini neden göstererek kendisini haklı çıkarmaya çalışıyor. Eğer PKK müdahalesi olmasaydı, Türkiye, Suriye’de bir Kürt statüsünü kabul edecekti demiyorum. Fakat hâlâ “terör” damgasından kurtulamayan PKK’nin Türkiye’ye uluslararası arenada fırsat vermemesi gerekirdi.

PKK’nin bu müdahil konumu ABD’yi de rahatsız etmiş olacak ki Suriye’de malum bölgelerden çekilmeden önce PKK ile görüşme gereği duydu. Kandil’e “Rojava ve İran stratejimize ters düşen hiçbir girişimi kabul etmiyorum” mesajını verdi.

Trump’ın “çekiliyoruz” mesajından önce PKK ile olan görüşmelerinin neticesi üzerinden spekülasyonlar yürütülüyordu. Kimi çevreler PKK’nin İran ile olan sıkı ilişkilerinden dolayı ABD önerilerini reddetmiş olabileceğini savunurken, bazı çevreler de PKK’nin suskun kalmasını anlamlı değerlendiriyor. Yani müdahil olmamayı kabullenmiş diyorlar.

Konuşmaların nasıl sonuçlandığı henüz bilinmiyor ama burada iki ihtimal var:

 

Birincisi: PKK, ABD’nin önerilerini reddetti.

İkincisi: PKK, ABD’nin önerileri doğrultusunda müdahil olmamayı, sessiz kalmayı kabul etti.

PKK’nin ABD’yi reddetmiş olması, ABD’nin, “O halde biz çekiliyoruz, başınızın çaresine bakın” kararına neden olmuş ise bu Kürtlerin PKK’yi asla affetmemeleri gerektiği zorunluluğunu yaratır. Çünkü ABD, Orta Doğu’da 60 küsür yıllık müttefiki olan Türkiye’yi bir tarafa bırakmış ve Kürtlerin hiç de gurur duyabileceği bir geçmişe sahip olmayan ve uluslararası arenada “terör örgütü” olarak ün yapmış PKK’ye çekidüzen vermeye çalışıyor.

Kürtlerin kesinlikle bilmesi gereken bir gerçek var; Eğer Türkiye bugün ABD ile sorun yaşıyorsa, bunun tek sebebi ABD’nin Kürtlerle olan ilişkileridir. Bu ilişkileri ne PKK’nin ne de siyasal İslâmcıların bozma hakkı vardır. PKK bu ilişkilerin değerini bilmeli ve bir an önce ABD’nin ve müttefiklerinin önerileri doğrultusunda hareket etmeli. Kokuşmuş “anti emperyalizm” ve “anti Siyonizm” sloganları yörüngesinde kalmak Kürtlere sadece zarar getirir.

İkinci ihtimale gelince; PKK, ABD’nin önerilerini kabul etmesine rağmen ABD, Güneybatı Kürdistan’ın kuzeyinden çekilmiştir. Bu durum da karşımıza benzeri bir tablo çıkarıyor. Ama burada aktörler PKK veya diğer Kürtler değil; Türkiye, Rusya ve İran’dır.

Bu anti Kürt Koalisyon, “Orta Doğu bizim bölgemiz ve bu bölgedeki sorunları biz çözeceğiz” görüşünde ısrar ediyorlar. Tıpkı 90’lı yıllarda Yugoslavya’da olduğu gibi... Rusya, o dönemlerde Ortodoks Sırplarla dayanışma adına beceriksiz kalan Avrupa’yı da yanına almış, ABD’ye, “Yugoslavya, Avrupa’nın kalbidir ve buradaki sorunları biz çözeriz” diyordu.

ABD, “O halde ben çekiliyorum, başınızın çaresine bakın” dedi ve bir süre suskun kaldı. Rusya ve Avrupa’nın bu yaklaşımı, “Avrupa’nın göbeği” Yugoslavya’da 200 binin üzerinde insanın katledilmesine neden oldu. Sonra ABD geldi, Yugoslavya’nın bugünkü yapısının temelini attı. Katliamları durdurdu, katliam sorumlularını da Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargıladı.

Umarım ABD, Yugoslavya’da karşılaştığı engellerden dolayı izlediği politikayı Güneybatı Kürdistan’da da izlemez. Bu Kürtler için bir felaket olur. Ancak ABD’nin ikinci ihtimal çerçevesinde hareket etmiş olmasını varsayarsak, belki de Rusya ile anlaşıp Türkiye ve İran’ın alışagelmiş ırkçı ve mezhepçi girişimlerini baltalamayı hedefliyor olabilirler.

Fakat ABD, Kürt siyasetinde bu kez yalnız değildir. Bütün Avrupa ülkeleri ABD’yi Kürtler konusunda daha aktif olmaya çağırıyor. Burada biz Kürtlerin gelişmeleri izlerken olaylara sadece Kürt gözüyle bakmamamız gerekmektedir. ABD’nin son dönemlerde Kürtlerle olan dayanışmasını ne Trump’ın ağzından çıkan iki kelime, ne de PKK’nin yaklaşımı belirler. Çünkü Kürtler de son dönemlerde bütün dünyaya Orta  Doğu’da tekrar medeniyetin tesis edilmesinde ve istikrarın sağlanmasında öncülük yapabileceklerini gösterdiler.

Eğer Kürtler zaman zaman zorluklarla karşılaşıyorlarsa, bu durum, Kürt partilerinin ve siyasi kadrolarının Kürtlerin lehine olan gelişmelere ayak uydurabilecek kapasiteden yoksun olmalarından kaynaklanmaktadır.

Tarih boyunca Kürtlere “emperyalist ülkelerle” her türlü ilişkileri yasaklayan, ama kendileri için en sağlam ilişkileri yürüten Türkiye ve İran’ın oyununa gelmeyelim.

 

Rojhat Amedî

31.10.2019