image

PeyamaKurd - Netew TV Gündem Özel programına katılan HDP Kocaeli milletvekilli Ömer Faruk Gergerlioğlu, Zeynep Cager’in gündemle ilgili sorularını yanıtladı.

Gündemin yanı sıra bazı önemli konulara da değinen Gergerlioğlu, “Herkes Türkleşmeli Türkiye hükümetine göre. Kürtlerin hakkı da bir yere kadardır. Çözüm süreci de denendi ve başarıya ulaşılabilirdi. Eğer ki iktidar barışa kilitlenseydi, bu süreç başarılı bir şekilde sonuçlanabilirdi. Ama iktidar kendisi için bir tehdit olarak görmeye başladı ve bu süreçten vazgeçti” dedi. 

Son dönemlerde şahsınıza yönelik ciddi saldırılar var. Neler olduğunu bizzat sizden öğrenmek istedik. Bizlere anlatabilir misiniz?

Mesele şu şekilde başladı. Çözüm sürecinin ardından Ağustos 2016 yılında PKK Yürütme Konseyi Üyesi Murat Karayılan’ın verdiği bir demeç haberlerde dolaşmaya başladı.

Karayılan burada AKP’ye o dönem attığı milli irade ve yeni kapı demokrasisi sloganlarına atıfta bulunarak hükümeti yeniden çözüm sürecine davet ediyordu. Karayılan, devletin adım atması halinde barışın bir ayda geleceğini söylüyordu sözlerinde. Bu sözler birçok web sitesinde de haber oldu. Bende aynı haberi alıp, retweet ettim. Ve oraya da Öcalan’ın devreye girmesi halinde barışın geleceğini belirttim.

Sadece bu haberden dolayı bana 2.5 yıl ceza kesildi. Bu haber 5 yıldır yayında ve herhangi bir soruşturma açılmamış. Haberi yapan ceza almıyor ama paylaşan ceza alıyor. Aldığım cezanın hikayesi bu. 

Dosyanın neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Fakat Yargıtay onayladığı için cezayı vekilliğimin düşürülmesi ihtimali var ne yazık ki! Bunlar tamamen hukuk dışı. Anayasaya göre sadece Kocaeli’deki 90 bin seçmenin vekili değil 83 milyon vatandaşın vekiliyim ve bu ne yazık ki ihlal ediliyor. 

Öte yandan CHP’li Enis Berberoğlu’nun durumu ortada. Vekilliği düşürülen Berberoğlu 2-3 hafta önce tekrar vekil olarak meclise iade edildi. Berberoğlu kararının aynısı Cumhur İttifakı tarafından bana da yapılmak isteniyor.

Benim milletvekilliğim düşerse yarın öbür gün Anayasa Mahkemesi bu kararı iptal edecek. Çünkü bu kararın hukuksuzluğunu anlamak için hukukçu olmaya bile gerek yok. Yayında olan bir haberi retweet ettiğim için diye bana 2.5 yıl ceza veriliyor. Ve bu haber hala yayında. Bu nasıl izah edilebilir? 

Nedim Şener, katıldığı bir programda “6 milyon HDP seçmeni her gün askerime kurşun yağdırıyor” iddiasında bulundu. Nedim Şener nasıl oluyor da 6 milyon seçmene bu sözleri sarf edebiliyor? Bu durumu nasıl karşılıyorsunuz?

Binlerce yıldır yaşadığımız bu topraklarda böylesine faşizan zihniyetleri, sözleri ve kendileriyle aynı çuvala girmememiz gerekir. Bu faşizan zihniyetleri ekarte ederek barışı ve demokrasiyi hakim kılmamız gerekir. 

Bu bahsettiğiniz kişinin tüm dünyası kin ve nefretle dolu olan, Kürt meselesinde imhacı yöntemleri öneren, silahı öven son derece sıkıntılı bir zihniyete sahip. 

Bu günler mutlaka geçecek. İktidar basit gerekçelerle 6 milyonu susturabileceğini zannediyor. İnanın ki AKP zihniyetinin bu suçlamalarını destekleyen bir tabanı da yok. Kin ve nefret dolu bir dünyanın iddia edildiği kadar bir tabanı yok. Nedim Şener gibilerle aynı çuvala girmeye gerek yok. Kin ve nefret ortamını alevlendirmeye gerek yok. Bunlarla bir sonuç elde edemeyiz.  Onların istediği şey: çatışma ve kavga. 

Ben Kürt değilim. Türküm ama insan ve vicdan sahibi bir insanım. Daha çocukluğumdan beri Kürtlere yapılan ayrımcılığı net bir şekilde gören ve bunu en yüksek sesle dile getiren biriyim. Vicdan sahibi insanlar bunu görüp, çözüm üretmesi gerekir. 

Hükümet bir şekilde sorun yaşadığı kesimle oturup bu sorunu çözmek zorunda. Bu partiler veya PKK de olabilir. Devlet zaten bir şekilde bunlarla bir diyalog kuruyor. İktidar böyle bir şey yaparken sorun olmuyor ama daha aşağıda bulunan muhalif kesim bunu yaparken sorun oluyor. Sizce bu durumun nedeni nedir?

İktidarların, insaflı ve adaletli bakış açıları olmaz. Devletin ne yazık ki böyle bir bakış açısı olmaz. Devletler var olan ideolojilere tebaanın uymasını bekler sadece. Hele ki Türkiye’de bu işler tam olarak böyle yürür. 

Herkes Türkleşmeli Türkiye hükümetine göre. Kürtlerin hakkı da bir yere kadardır. Bu Çözüm süreci de denendi ve başarıya ulaşılabilirdi. Eğer ki iktidar barışa kilitlenseydi, bu süreç başarılı bir şekilde sonuçlanabilirdi. Ama iktidar kendisi için bir tehdit olarak görmeye başladı ve bu süreçten vazgeçti. 

duruma herkes boyun eğecek. Kaç yıldır bu devlette biz bunu gördük.

Ben bir barış araştırmacısıyım aynı zamanda. Örneğin Güney Afrika'da bir sorun olduğunda iktidar ile sorunlu taraf arasında bu mesele dönmez. Bir çok aktör araya girer. Ayrıca Afrika’daki siyasi sorun Türkiye’dekinden çok daha zor bir durumdur. Türkiye’de Kürtler ve Türkler birbirini katletti mi? Hayır. Ama Güney Afrika’da bu oldu. Çok daha ağırı oldu. Türkiye’de ise daha çok devletin Kürtlere yönelik ihlalleri mevcut. 

Buna rağmen Güney Afrika’da barış tesis edilebildi. İktidar bu konuda samimi olduğu için pazarlama şirketlerini araya sokmuştur. Bunlar topluma barışı pazarlıyor. Bakın ne güzel. Devlet tarafından tesis edilen özel şirketler barışı pazarlıyor. Özel şirketler devlete diyor ki, “bu durumu biz biliyoruz ve tüm topluma barışı anlatacağız. Bunun için din adamlarını kullanacağız, barış için ekonomik fedakarlıklarda bulunacağız vb.” 

Böylece Orta Doğu’ya göre çok daha zor şartlar altında olan bir bölge olan Güney Afrika’da barışı tesis edebildiler. Devlet yeter ki iyi niyetli olsun, meseleyi çözerler. Fakat devletin Türkiye’de iyi niyeti yok. Devlet herkesin boyun eğmesini bekliyor. 

Çözüm süreci dönemi nasıl oldu da bir anda söndü ve böyle bir faciaya dönüştü. Siz bu süreci nasıl ele alıyorsunuz?

Açıkçası yıllardır Erdoğan siyasetini takip eden biri olarak, Erdoğan’ın Kürtlere yapılan ayrımcılığın farkında olmadığını söylemenin imkansız olduğunu düşünüyorum. Erdoğan çözüm sürecinde çok önemli sözler söyledi. Dersim katliamına vurgu yaptı, diğer bir çok asimilasyon sorunlarına değindi.

Bütün bu sözler vardı evet fakat samimiyet yoktu. Samimiyet olsa bu sözlerin arkasında durulurdu. Çünkü Türkiye’de Kürtlerin yaşadığı sorunları bilen biri. Ulusalcı ve milliyetçi biri olsa anlayabilirdik fakat Erdoğan, Milli Görüş geleneğinden gelen bir lider olarak bu sorunlara hakim olan biridir. Boşuna çözüm sürecini başlatmadı. Bir sorunun olduğunun farkındaydı. 

Samimiyet olmadığı için hemen çark etti. Çark etmesinin nedeni, kendi karizmatik duruşunun riske girdiğini bildiği içindir. Türkiye toplumunun büyük çoğunluğu Kürt meselesinden habersizdir ve bu yönde bir empati kurma yetenekleri yoktur. Erdoğan 2013-15 arasında eski adıyla cemaat olan yapıyla da sorunlar yaşadı aynı dönemde. Öyle bir ortamda benim anladığım Kürt meselesiyle uğraşmak istemedi. Ve çözümü alıp çöpe attı. Sonra da Türkçü MHP ve Perinçekçilere sarıldı.

Sizce Kürt meselesi sadece dil sorunu mudur yoksa bir statü meselesi midir? 

Tabi sadece bir dil sorunu değil bir statü sorunudur aynı zamanda. İç içe yaşayan bu toplumda, neden herkes Türkleşmek zorunda, önce bunu değerlendirmek gerekir. Bu ve benzeri sorunları halletmeden sonraki sorunları konuşmak çok fazla çözüm yaratmayacaktır. 

Ayrımcılığın neden 100 yıldır devam ettiğini sorgulamak gerek önce. Faşist zihniyetin yok olması gerçekleşecek ve insanlar birbirlerini anlayarak demokratik basamaklara geçecekler.

Aslında çözüm sürecinde, yerel yönetimler, özerklik vb. tüm konular konuşuldu. Ama şu anda o kadar uzaklaştık ki… 

Peki Kürtlerin sorunu iktidarlarla mı yoksa anayasal sistemiyle mi?

Bu konu çok açıktır, nettir. Mesele anayasal sistemdir. Anayasa tesis edilirken, Kürtler dışarıda kalmıştır. Bu anayasada Kürtler Türklük şemsiyesi altındadır. Biz eşitlikçi, demokratik ve adil bir anayasa yapmadan bir sonuca varamayız. Ama şu anda bırakın bir anayasayı ciddi anlamda vahim bir duruma girdik.