image

PeyamaKurd - Türkiye’de yerel seçimler bitti. Fakat gündem her geçen gün kendini yeniliyor. Türkiye’nin ekonomi politikasındaki gerileme, uluslararası diplomasi problemleri, açlık grevleri… Ankara birçok mecrada demokrasi ve diplomasi sıkışıklığı yaşıyor. HDP’nin CHP ile stratejik işbirliğine gitmesi AKP’yi derinden sarstı. Fakat HDP, Kürdistan’da kayba uğradı.

Ayrıca Türkiye’nin, Güney Kürdistan’ı uzun bir aradan sonra ziyaret etmesi de Erbil-Ankara arasında nasıl bir yakınlaşma olacak sorusunu akıllara getirdi. Kürt siyasetinin tecrübeli isimlerinden ve Muş eski milletvekilli Mehmet Emin Sever, gündeme ilişkin PeyamaKurd’a bazı açıklamalarda bulundu. Sever, “Erdoğan'ın Güney Kürdistan Federe Devletine ihtiyacı mecburen artmıştır” diyor.


Türkiye yerel seçimlerinde HDP ve CHP stratejik işbirliğine gitti. Siz bu desteği nasıl değerlendiriyorsunuz, iki partinin ilişkileri nasıl olmalı?

HDP’nin AKP ve MHP’nin ittifakına ve Erdoğan’a  karşı CHP ile güç birliği yapması doğru kabul edilebilir. Ancak bunun taktiksel olması gerekir. Seçim sürecinde "Batıda kaybettireceğiz, Kürdistan'da kazanacağız" diyen HDP yöneticileri, AKP ye bir miktar oy kaybettirseler de Kurdistan’da kaybeden taraf oldu.

HDP’nin eşbaşkanları ve üst kadrolarının çoğu Kemalist ve ulusalcı Türk  solunun elemanları olup Kürtlük ile alakaları yoktur. Zaten kendileri "Biz Kürt partisi değiliz" "Kürtlerin devlet kurmalarına karşıyız" demiyorlar mı? Filistinlilere ve hatta Çin’deki Sincan bölgesine bağımsızlığı hak gördükleri halde, Kürtler'in bağımsızlığına karşıdırlar.

‘Kürdistan Bağımsızlık Referandumuna’ YNK, Goran, PKK gibi Kürt oluşumları karşı çıkarak düşmanca davrandılar. Kürt kazanımlarına karşı çıkmaları yeni değil.


Sizce CHP Kürt sorunu karşısında geçmişe oranla daha yapıcı olabilir mi? Örneğin federasyona yanaşabilir mi?

İttihat Terakki’nin devamı olan CHP, başta Kürtler olmak üzere tüm halkların kimlik ve haklarını inkâr ederek Türkleştirmek için her türlü zorbalığı uygulamıştı. Bu ideolojik temelde kurulan CHP’nin günümüzde Kürtlerin hak ve özgürlük karşı ulusalcı ve inkârcı tavırlarında bir değişiklik ve bir yumuşama beklenebilir mi? Hala Atatürk ilke ve inkılaplarını, kutsal sayan CHP’nin Kürt Sorununa, Evrensel İnsan Hakları, tam demokrasi, Kopenhag kriterleri çerçevesinde yaklaşması, Kürtlerin hak ve özgürlüğünü tanıması zor görünmektedir.

CHP’nin ulusalcı çizgiden kopup, düşünce özgürlüğüne, tam demokrasiye geçmesi hele hele ‘Kürt Federasyonuna’ yanaşması düşünülemez.


Cumhur ittifakı başladığından bu yana Kürtlerin AKP’ye desteğinin azaldığı söyleniyor. Sizce bu ittifak devam eder mi?

Bu ortaklığın MHP’nin işine geldiği, Türklük ideolojisinin daha da yaygınlaştığı, belediye başkanlıklarını ve oylarını artırdığı ve devletin üst yönetimlerinde daha çok kadrolaştığı doğrudur.

Ancak aynı durum AKP için söylenemez. Bu durumda Erdoğan'ın önünde iki seçenek kalacak. Birincisi, MHP ile ittifakın kendisine zarar verdiğini düşünerek bu ittifaktan vazgeçecek AKP’nin ilk başlardaki daha demokratik tutumuna döneceğini ilan edecek. Buna da kimseyi inandıramaz, zaten bu niyette de değil.

İkincisi ise geriye tek yol kalıyor. Daha çok milliyetçilik ve dini ajitasyonları öne çıkararak, MHP ile ittifakını sürdürecek ve Türk-İslam sentezine savrulacaktır.


Güney Kürdistan ile Türkiye’nin arası bir dönem iyi bir noktaya ulaşmış hatta Mesud Barzani, Türkiye’ye davet edilmişti. Fakat referandumdan sonra ilişkilerde gerilme yaşandı. Sizce bundan sonra ilişkiler nasıl olacaktır?

Erdoğan, çözüm sürecinde Kürtlerin desteğini kazanabilmek için Güney Kürdistan ile dostluk  ilişkisine girmeyi planladı. Bu nedenle Sayın Mesud Barzani ve beraberinde Şivan Perwer’i Diyarbakır’a davet ederek gerekli saygıyı gösterdi. Böyle davranarak cumhuriyet döneminde inkar edilen Kürtlerin desteğini, Osmanlı dönemindeki gibi yanına alarak Orta Doğu denkleminde güçlü konuma gelme hesabı yaptı.

Ancak son yıllarda, yaşanan ekonomik ambargo, S-400 ve F-35’ler meselesinden dolayı Rojava’daki durum başta ABD ve İsrail olmak üzere Batı dünyası  ve birçok ülke ile gerginlikler yaşayan Erdoğan'ın Güney Kürdistan Federe Devletine ihtiyacı mecburen artmıştır.


Seçimlerde yenilen AKP tekrar bir çözüm süreci başlatabilir mi? Bununla bağlantılı olarak Mesud Barzani’nin yeni bir çözüm sürecinde rolü ne olur?

Seçimden  oy kaybı yaşayan Erdoğan’ın tavrı, bu yenilgi sebebinin yorumuna bağlı olacaktır. Ancak onun tavrına ve söylemlerine bakıldığında, yenilgi sebebini Kürt Sorunu ile yeterince ilgilenmediğinden değil de daha çok milliyetçi davranamadığına bağlıyor gibi.

Bu nedenle, Türkiye vatandaşlarını daha çok milliyetçi ve yerli olmaya çabaladığı, bunun dışındaki her önerinin özellikle yeni bir ‘Çözüm Sürecinin’ tehlikeli  ve zararlı olacağını vurgulayarak mücadeleye devam edeceği kanaatindeyim.

Sn.Barzani'nin Kürt Sorununu ‘özgürlük temelinde bir çözüm"’ için çaba göstermesi her Kürdün arzusu ve beklentisidir. Ancak ne Öcalan ne de PKK, Barzani vasıtasıyla bir çözüme razı olmaz ve böyle bir başarıyı onun hanesine yazılmasını istemez.


Sizce PKK bu dönemde Öcalan ile muhalif durumda mı?

Söylem ve davranışlarından anlaşıldığı kadarıyla PKK’nin, Öcalan a muhalefetini çağrıştıracak bir durum yok. PKK’nin talimatıyla hapishanelerde Öcalan için yapılan açlık grevleri ve intihar eylemleri bunu gösteriyor.


"Fedai Eylem" dedikleri açlık grevleri neden yapılıyor?

Bu eylemlerin, Kürt sorununun çağımız insan hakları standartlarına göre çözümlenmediği, Kürt Federasyonu veya Kürt bağımsızlığı kabul edilmediği gerekçesiyle yapılmadığı ortada.

Başkan da olsa hapisteki bir kişinin konforu iyi değil diye bu kadar insanın intiharı nasıl doğru kabul edilebilir? Olan bu Kürt gençlerine ve ailelerine oluyor. Yazık, günah değil mi?