image

ABD’nin Türkiye üzerine çeşitli ambargolar koyması ve devamının da geleceğini işaret etmesi üzerine gündem yine HDP aleyhine dönmeye başladı. Türkiye’nin dış ve iç siyasette sıkıştığı her anda HDP’ye ve Kürtlere yönelmesi bir devlet geleneği haline gelmiş durumda zaten.

Gündemi kurcalayan son mevzu ise, Erdoğan’ın bu ahvâl içerisinde- “HDP’yi meclise taşıyanlardan hesabını soracağız” çıkışıdır. Aslında kısmen CHP’yi ve bazı marjinal sol gruplarını da hedefe oturtan bu açıklama, yukarıda da belirttiğim gibi ABD ile olan sürtüşmeyi daha az görünür hale getirme çabasıdır.

ABD -TC arasındaki gerginlikler bu yazının konusu değil. HDP’nin neden sürekli krıminalize edildiği ve/fakat HDP’nin bu nedenleri niçin ısrarla görmezden geldiğini irdelemeye çalışacağım.

Geçtiğimiz hafta HDP’li milletvekilleri Van’da bir araya gelerek yeni dönemde yürütecekleri siyaseti tartıştılar ve kendilerine yeni bir yol haritası belirlediler. Malumunuz; HDP, 24 Haziran seçimlerine bileşenlerinin öncülüğünde girmişti ve hiçbir dönemde olmadığı kadar Türk soluna yer vermişti. 

Türk solundan vekiller olmasına şahsen karşı değilim. Bilakis, bir gereklilik olarak görüyorum. Keza popülist isimler de olmalıdır. Fakat 40 yılda inşaa edilmiş bir geminin dümenine acemi kaptanlar geçirilemez. 

Bu noktada Van’daki toplantıya geri dönmekte fayda var; Ayhan Bilgen’in toplantıya ilişkin yaptığı açıklamalardan bahsediyorum. “HDP, içerisine farklı dinamikler katıldı diye Kürtleri temsilden vazgeçmiş sayılmaz.” diye başlanan bir açıklamadır bu.

Bu cümleyi çok garipsemiştim. Bir açıklamanın ilk cümlesi olarak gayet manidar gelmişti. Açıklamanın devamının da aynı tuhaflıkta devam edeceğine işaret ettiği hemen anlaşılıyordu. 

O zaman sormak lazım; Daha önce HDP içerisinde farklı dinamikler yok muydu? Yoksa Bilgen, o “dinamiklerin” bu dönem daha etkin olduklarını mı anlatmaya çalıştı? Şöyle bir soru da sorulabilir; HDP içerisine “farklı dinamikler” katıldı diye Kürtleri temsilden vazgeçtiğini düşünenler kimlerdir? Tabandan ve il/ilçe örgütlenmelerinden tepki mi alıyorlar?

Bilgen, bu açıklamasının devamında “Kürt sorununu sadece kimlik sorunu üzerinden tartışamayız. Artık sınıf mücadelesi ile kültürel haklar mücadelesi iç içe geçmiş durumda.” diyor. Evet, Van’daki toplantıya Türk solunun damgasını vurduğunu artık daha net anlıyoruz. Peki HDP’lilerin yaptığı toplantıdan çıkan bu önerme gerçeği ne kadar yansıtıyor?

Aslına bakarsanız Kürt sorunu tam anlamıyla bir kimlik sorunudur. Türkiye’de Kürtlerin, Türklerden maada bir millet olduğu resmen hâlâ inkâr edilmektedir. Türkiye’de Kürt milleti diye bir gerçeklikle hâlâ barışılmamıştır. 

Türkiye’deki nüfusu 15-20 milyon arasında olduğu belirtilen bir milletin dili, Kürtçe, resmi dil değildir. Kürtçe eğitimin ve öğretimin önünde engeller vardır. Kürtçe üzerine akademik çalışmalar yakın dönemde başlamıştır ve bugün kimsenin konuşmadığı Hititçe, Sümerce gibi dillere nazaran akademik itibarı sıfırdır. 

Kürtlerin iradesinin de tanınmadığını en iyi bilen siyasi yapı HDP olmalıdır. Milyonlarca Kürt, Türkiye’de gittikçe derinleşen Kürt sorunun çözümünde en önemli muhatabın HDP olduğunu düşünüyor ve bu sebeple oy veriyor. HDP’nin bir Kürt partisi olduğuna, Kürtlerin hak ve özgürlüklerini sonuna kadar destekleyeceklerine dair sarsılmaz bir inanç taşıyorlar. 

Fakat Kürtlerin seçtikleri belediye eşbaşkanları tutuklanıyor, yerlerine kayyım atanıyor. İradelerini ortaya koyup seçtikleri milletvekilleri tutuklanıyor, milletvekillikleri düşürülüyor. Yani devlet, Kürtlerin seçimlere katılma ehliyetini yok sayıyor, seçme ve seçilme hürriyetlerini tanımıyor. 

Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkını, kendi kendilerini yönetebilme özgürlüğünü bir kenara bırakın, yerel ve genel seçimlere katılıp en temel demokratik haklarını yerine getirmelerini bile engelliyorlar.

Yukarıda saydığım ve saymadığım bütün hak ihlalleri tüm Kürtler için geçerlidir. İşçi, işsiz, orta sınıf, burjuva, vs. fark etmeksizin bütün Kürtlerin ortaklaştığı bir meseledir. 

Kürt sorunu aynı zamanda tüm Türkiye halkları için ve Türkiye’nin demokratikleşme sürecinin başlaması için de kilit bir rol oynamaktadır. Kürt sorunun çözümü, 100 yıllık retçi ve inkârcı Kemalist rejimin çöküşü anlamına gelir. Halklar, inançlar, sınıflar, cinsiyetler ancak bu sorunun çözümüyle özgürleşebilir. Kürt sorununu sadece kimlik sorunuyla ele almamak, diğer tüm sorunları da çözümsüz bırakmaktan başka bir işe yaramaz.

Bilgen, ortaya koyduğu önermeyi doğrulamak amacıyla şunu söylüyor; “Kürt illerinden batıya göç, Kürt sorununu bir bölge sorunu olmaktan çıkardı. Büyük şehirlerdeki işsizlik sorunu, iş cinayetleri, sosyal bozulma gibi sorunlar da Kürt sorununun bir parçası haline geldi.”

Bunu talihsiz bir söylem olarak mı anlamalıyız bilmiyorum. Bence artık HDP’nin, bünyesindeki solcu gruplar gibi, büyükşehirlerde afişleme çalışması yapıp sol yumruklarını havaya kaldırarak slogan atacağının işaret fişeğidir. Göçe zorlayan nedenleri ortadan kaldırmak yerine göçün oluşturduğu yeni sosyolojiyi baz alarak tehlikeli bir işe girişiyorlar. Kürdistan’ı Türkiye’den görmeye başlayarak Saramago’nun “Körlük”ünü yaşamaya başlayacaklar. 

Kongre yapacak yeterliliğe zor bela ulaşıp partileşen yapıları veya her başarısız sol partinin kuruluşunda yer alan isimleri adeta öncü kılarak ne hedeflenmektedir? Türkiye’de işçi ve işsiz sınıfının ekseriyetle Kürtlerden oluşması, sınıf mücadelesinin de Kürtlerin sırtına yüklenmesini mi gerekli kılıyor? Kimliği gasp edilmiş, statüsü olmayan, burjuva sınıfı yaratamamış, kendisinden egemeni olmayan Kürt milleti bir de Türk egemen sınıflarına karşı mı mücadele yürütsün?

Kürtlerin bir sınıf sorunu yoktur! Var olmayan bir halkın sınıfı da olmaz, sınıf çelişkisi de olmaz. Türkiye Cumhuriyeti ile Kürtleri ezen-ezilen, sömürgeci-sömürülen, zalim-mazlum ikilemlerinin dışına çıkarmak en hafif tabirle siyaset bilmezliktir. Kürtleri kimlik mücadelesinden vazgeçirmeye çalışıp 70’lerin, 80’lerin kör solculuğunun içerisinde boğmak mı istiyorsunuz? Buna HDP’nin de, PKK’nin de gücü yetmez. Kürt özgürlük mücadelesini BALDIRI ÇIPLAK birkaç solcunun eline terk etmek isteyenler bunu göremiyorlar mı? 

Rojava’da ve Başûr’da özgür bir millet olmaya doğru ilerledikçe Bakûr’da birileri Kürtleri paçasından tutup aşağıya, tarihin bataklığına çekmeye çalışıyor. Buna bilerek veya bilmeyerek hizmet edenler bu halkın vicdanında yargılanacaktır. Kurdukları tuzaklar da başlarına dönecektir.

Bu nedenle HDP bizden destek beklemesin. Biz Kürtler HDP’den destek bekliyoruz. Ya Kürt sorununu doğru dürüst ele alsınlar, ya da Kürt halkını beraberlerinde sürüklemesinler. Artık yeter!

 

Cihat Emir Aykaç

4.08.2018