image

PeyamaKurd - Türkiye için 2023, Erdoğan ve partisinin kayıp yaşayabileceği önemli bir seçim yılı olacak. Riskler yüksek. Siyasi kargaşa ise Türkiye’nin çok ötesinde sonuçlar doğuracak.

Erivan'daki Siyasi ve Ekonomik Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin Kurucusu ve Başkanı Benyamin Poghosyan, bağımsız bilgi-analiz sitesi “commonspace.eu” için “Türkiye’de gelecek seçimler Erdoğan dönemini sonlandırabilir” başlıklı bir makale kaleme aldı.

Makalesinde, 2002’den günümüze Türkiye’nin iç ve dış politikasındaki gelişmelere yer veren Poghosyan, bu gelişmeler ışığında gelecek seçime (2023) dair dikkat çekici öngörülerde bulundu.

Rusya-ABD ve NATO arasındaki gerilim tüm dikkatleri Ukrayna’ya çevirmiş durumda. Rusya’nın Ukrayna’dan ne istediği, Batı ile anlaşıp anlaşamayacağı ve savaş politikasından kaçınmayacağına yönelik her gün onlarca makale yazılıyor. Bu hesaplamalara göre Türkiye, hem NATO üyesi olması hem de Karadeniz’e kıyısı olmasından dolayı önemli bir role sahip.

Ukrayna’da ortaya çıkacak bir savaş senaryosunda Türkiye’nin tepkisinin ne olacağı ve bu tepkiye bağlı olarak Rusya ile Türkiye’nin Ortadoğu, Güney Kafkasya, Balkanlar ve Kuzey Afrika’daki ilişkilerinin nasıl etkileneceği merak konusu. 

Türkiye şimdiye kadar dengeli bir strateji uyguluyor. Bir tarafta Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne vurgu yapıp askeri işbirliğini derinleştirirken, diğer yandan diplomatik bir çözüm çağrısında bulunarak Rusya ile Ukrayna arasında arabuluculuk önerisinde bulunuyor.

Ancak kısa vadede Türkiye’nin geleceği de kendi içinde soru işaretleri barındırıyor. Türkiye’de, 2023 senesinde cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri olacak.

Bu seçim, AKP’nin 2002 yılında iktidara gelmesinden bu yana ilk kez Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimleri kazanıp kazanmayacağına dair şüpheler barındırıyor. 

AKP’nin 2002-2013 serüveni!

AKP’nin 20 yıllık iktidarının ayrıntılarına girmeden önce, 2002-2013 yılları arasında AKP ve Erdoğan’ın hem yurt içinde hem de uluslararası alanda oldukça popüler olduğunu vurgulamak gerekir. AKP iktidarı 2000-2001 kargaşasından sonra Türkiye’nin ihracatını ciddi şekilde artırarak, milyonlarca Türkün yaşam standardını yükseltmişti. 

Türkiye, 2005 yılında Avrupa Birliği (AB) üyelik müzakerelerini başlatmış ve Kürt dilinde eğitim ve yayın hayatı dahil, azınlık haklarını iyileştirmek üzere önemli adımlar atmıştı. İktidar bu süre içerisinde PKK ile müzakerelere başladı ve liberal standartlar doğrultusunda ordunun Türk siyaseti üzerindeki rolünü ve etkisini önemli ölçüde azalttı.

Ayrıca “futbol diplomasisi” olarak adlandırılan 2008-2009 Ermenistan-Türkiye normalleşme süreci Azerbaycan’ın şiddetli muhalefetine rağmen Batılı ülkeler tarafından memnuniyetle karşılandı.

2011: Arap Baharı dönemi ve sonrasında yaşananlar!

2011 yılında Arap Baharı dönemi başladığında, ABD ve AB içindeki bazı ülkeler, Türkiye’yi ılımlı İslam ve demokrasiyi bir arada yürütebilecek bir ülke olarak görmüştü. Bu şekliyle Türkiye’nin Arap ülkelerine rol model olacağı düşünülüyordu.

2013'te devletin Gezi Parkı protestolarına verdiği sert tepki, Türkiye'nin hala Batılı liberal demokrasi standartlarından uzak olduğunu göstermiş ve Türkiye'ye yönelik algılar değişmeye başlamıştı. 

Bu dönemle beraber Erdoğan’ın devlet kurumları üzerindeki etkisi arttı ve Gezi parkı olayları buzdağının sadece görünen kısmıyla sınırlı kaldı. Kıbrıs'taki açmaz ve Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki sondaj faaliyetleri, Ankara’nın AB ile arasının açılmasına neden oldu. Aynı zamanda ABD'nin IŞİD'e karşı mücadelede, ana müttefiki olan Suriye’deki Kürtlere verdiği destek, Türkiye-ABD ilişkilerini olumsuz etkiledi.

Ülkedeki otoriter eğilimler, gazetecilerin tutuklanması, muhalefet üzerindeki baskılar ve AKP'ye yakın kişilerin dahil olduğu karanlık iş anlaşmaları, son on yıldaki diğer sorunlardı.

Türk hükümetinin Temmuz 2016'daki başarısız darbe girişimine sert tepkisi, ardından memurların kitlesel tasfiyesi de dahil olmak üzere, Türkiye'nin Batı'daki imajını daha da zedeledi. Türkiye'nin Rus S-400 sistemlerini satın alma kararı da dahil olmak üzere büyüyen Rusya-Türkiye işbirliği, ABD-Türkiye ilişkilerini daha fazla gererek, Türkiye'nin F-35 programından çıkarılmasına ve yaptırımların uygulanmasına neden oldu.

Bu süre içerisinde Erdoğan’ın, sınırsız yetkilere sahip olacağı yeni sistemi için ülke sandığa gitti. Erdoğan bu seçimden başarılı bir sonuç elde edecekti. 2017’de Erdoğan ve destekçileri kıl payı ile Anayasayı değiştiren referandumu kazanmış, 2018’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini de yine Erdoğan yüzde 52,6 ile kazanmıştı.

Ancak, Türkiye'de kötüleşen ekonomik durum, Erdoğan'ın ülkedeki popülaritesini önemli ölçüde azalttı. 2019 yerel seçimlerinde, iktidar partisi Ankara ve İstanbul da dahil olmak üzere birçok önemli kenti kaybetmiş, Erdoğan ağır bir darbe almıştı.

Ekonomik durum bozulmaya devam ederken, Erdoğan sorun çözme vizyonunu ileriye taşıyarak Merkez Bankası'nı artan enflasyona ve Türk Lirasının hızlı devalüasyonun rağmen faiz oranlarını düşürmeye zorladı. Bu tartışmalı vizyon, kısa süre içerisinde nüfus üzerinde etkisini göstermiş tepkilere neden olmuştu.

‘AKP, 2002’den beri ilk kez güven vermiyor!’

Böylece 2002'den beri ilk kez, AKP ve Erdoğan, hiç güvence vermeden yeni bir seçime doğru gidiyor. Artan kutuplaşma, ana muhalefet partilerinin seçimlerden önce güçlerini birleştirmesine ve “Erdoğan'a karşı" tek adayla seçime girmesine yol açabilir. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyaset ve iş hayatında yarattığı çelişkiler göz önüne alındığında, iktidarı kaybederse cezai kovuşturma ile karşı karşıya kalabileceğini gösteriyor. 2023 seçimleri bu şekliyle değerlendirilirse, seçim sonrası istikrarsızlık için ön koşullar yaratıldığı düşünülebilir.

Bu şekliyle düşünüldüğünde Erdoğan’ın seçimleri kendi lehine çevirmeyi amaçlayıp seçim yenilgisi ile yüzleşmek yerine protestoları bastırarak, seçim sahtekarlığı iddiasıyla sokak protestolarını kendisi başlatabilir. 

'Erdoğan yerine başkasını aday gösterebilir!'

Bir diğer öngörü de Erdoğan ve ailesine iktidardan ayrıldıktan sonra kişisel ve mali güvenlik garantisi vermek olabilir. Ancak muhalefetin bu tür garantileri vermeye hazır olup olmadığını veya gerçekten de Erdoğan'ın bunları kabul etmeye hazır olup olmadığını değerlendirmek zor. 

Diğer bir seçenekte, Erdoğan'ın seçimlere kendisinin katılmayacağı yönünde. Erdoğan’ın görevdeki Savunma Bakanı Hulusi Akar gibi yakın çevresinden daha az tartışmalı bir adayı destekleyeceği ve kısmen AKP üzerindeki kontrol yoluyla gücünü elinde tutmaya devam edeceği iddia ediliyor. 

'Yeni Türkiye’de Rusya ile süregelen çoğu anlaşma iptal olabilir!'

Her halükarda Türkiye çok çalkantılı bir yıla doğru gidiyor. Bu süreç, bölgedeki  güç dengelerini etkileyecek, ayrıca Rusya-Batı çıkmazını derinleştirecek. Erdoğan iktidarı kaybederse, yeni Türkiye Cumhurbaşkanı ABD ve NATO ile bağlarını kuvvetlendirmeye çalışabilir. 

Ancak ABD'nin küçük ortağı olarak Soğuk Savaş rolüne tam olarak dönmesi olası değil. Türkiye ve ABD ilişkilerinin iyileşmesi, Rusya ile süregelen hassas dengeyi etkileyecek ve Suriye, Batı, Balkanlar ile Güney Kafkasya örneğindeki gibi çoğu anlaşma iptal olabilir. 



⇔ Çeviri: PeyamaKurd 

 


⇒ Farklı konulardaki analiz ve görüşlere bu LİNK üzerinden ulaşabilirsiniz