image

PeyamaKurd - Kürdistan yönetimi dışında kalan Kürdistani bölgelerde gün geçmiyor ki bir Kürt vatandaşı bir saldırıya uğramasın. Kürt vatandaşların evleri kundaklanıyor, tarla ve bahçeleri ateşe veriliyor, mal ve mülklerine el konuluyor, vatandaşlar kaçırılıp fidyeler isteniyor ve daha da ötesi Kürtlere yönelik bu saldırılarda onlarca kişi yaralanıyor ve hayatını kaybediyor.

Bütün bunlara rağmen failler ya bulunamıyor ya da birileri tarafından kollanıyor. En son (28 Temmuz’da) “Kerkük’te yaşayan Kürt halterci Muhammed Şemsedin’in ailesi saldırıya uğradı. Saldırıda Muhammed’in eşi ve çocuğu yaralandı.”

Kürtlere yönelik bu saldırılardan tabi ki diğer etnik unsurlar da nasibini alıyor. Peki bölgenin sorumluluğunu üzerine alan Irak Hükümeti ne yapıyor veya yapabiliyor. Maalesef gereken önlemleri almıyor veya alamıyor. Belki de özellikle Kürtlere yönelik olan saldırılara göz yumuyor. Çünkü demografinin Kürtler aleyhine değişmesini istiyor. Irak Hükümetleri bunu daha önce de defalarca yaptılar.

Dolayısıyla bölgenin huzur ve refahı için Irak Anayasının 140. Maddesinin uygulanması tek çözümdür.  2005 yılında hazırlanan Irak anayasasına göre Kürdistan Hükümetinin yönetimi dışında kalan yerlerde (Musul, Kerkük, Diyala)  bölgenin demografisi Saddam döneminin tehcir ve uygulamalarından önceki pozisyonuna getirilecek ve 2007 Aralık ayına kadar bir referandum yapılacaktı. Bu referandum sonunda da halkın çoğunluğunun kararıyla bölgeler Irak Hükümetinin veya Kürdistan Hükümetinin yönetimine katılacaktı.

Bu güne kadar Irak Hükümetleri bu maddenin uygulanmasına izin vermedi ve bunu yaparak kendi anayasalarını çiğnediler. Artık bu maddenin uygulanması daha fazla geciktirilemez. Bu madde uygulanmadığı sürece bölge halkı huzur bulamayacaktır. Bunun en net kanıtı da geride bıraktığımız on altı yıllık süreçtir.

Bu sürede bölge halkının huzur bulduğu, kendini güvende hissettiği tek bir gün olmamıştır. Aynı şekilde Irak Hükümetinin yönetimindeki bölgelerin genelinde de ciddi bir kaos ortamı vardır. Uzun bir süredir Kürdistan Hükümeti, egemenliğinde bulundurduğu bölgede güvenliği sağlamıştır. Kürdistan yönetimi dışında kalan Kürdistani bölgelerin Kürdistan Hükümetine katılması bölgede güven ve huzura katı sağlayacaktır.

Ancak tabi ki bu konuda bölge halkı referandumda kendi kararını verecektir. Halkın kararına tabi ki kimsenin itirazı olmamalıdır. Ancak olması gereken bir an önce anayasanın uygulanmaya konması ve referandumun gerçekleştirilmesidir. Hiçbir medeni devlet veya toplumun seçim veya referandum sonuçlarını kabul etmeme gibi bir durumu yoktur. Sadece zorba devlet ve hükümetler bu tür durumlara itiraz etmektedir. Bunun en son örneğine Kürdistan bağımsızlık referandumunda şahit olduk.

Bundan ötürü başta Kürdistan Hükümeti olmak üzere bütün Kürt parti ve kurumlarının bu konuda hem kendi içinde hem de uluslararası camiada kamuoyu oluşturması ve gereken mercilere başvuruda bulunması gerekir.

Bunun için kaybedecek bir dakika dahi yoktur. Böyle bir gelişme sadece Kürdistan Hükümeti ve KDP’nin değil bütün Kürtlerin yararınadır. Tabi bundan önce Kürtlerin kendi aralarındaki buzları eritmek için bir adım atmaları gerekir. Bu gündem için Kürtlerin beraber hareket etmeleri de zaten onları birbirine daha da yaklaştıracaktır.