image

PeyamaKurd - Tehlikede olan Suriye'yi görmezden geliyoruz. Neredeyse on bir yıl sonra, Suriye çatışması her zamankinden daha tehlikeli bir uluslararası güvenlik sorunu haline geldi. 2011'de Beşar Esad yönetimine karşı bir halk isyanı olarak başlayan şey hızla genişleyerek, görünürde sonu olmayan bölgesel bir çatışmaya dönüştü. 

Beş dış askeri gücün Suriye'de veya Suriye üzerinde (Rusya, İran, Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail) birbirleriyle itişip kalkışması sonucu devletlerarası çatışma potansiyeli yüksek seviyeye ulaştı.

ABD’nin köklü düşünce ve araştırma kurumlarından biri olan Hoover Enstitüsü yazarlarından Joel D.Raybun, dün Suriye ve Biden yönetimin Suriye politikasına dair bir analiz kaleme aldı. “Biden Yönetiminin Suriye Politikası: Bir Savaş Tahmini” başlıklı makalede yazar Raybun, Suriye ve ABD’nin politikasını geniş biçimde inceliyor.

“Suriye fiili olarak üç bölgeye bölünmüş durumda”

Suriye, El Kaide, IŞİD ve benzeri çok sayıda grubun varlığı ile bir terör kokpiti haline geldi. Beşar Esad'ın devasa kimyasal silahları elinde tutma kararlılığı da Suriye'yi aynı zamanda dünyanın en bariz sorunlu bölgesi haline getirmiş durumda. 

Suriye siyasi grupları arasındaki iç savaş, kendiliğinden çözülme belirtisi göstermiyor. On yıllık bir savaşın ardından, ülke fiili olarak üç bölgeye bölünmüş durumda:

·Esad tarafından yönetilen Suriye

·Türk destekli bölgeler ve milis yapılanmalar

·Kürtlerin liderliğindeki Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) kontrolü altındaki kuzeydoğuda (Rojava) fiili bir ABD desteği. 

Kısacası Suriye, herhangi bir zamanda daha geniş bir savaşa dönüşmek için gerekli tüm malzemelerle gergin bir savaş alanı olmaya devam ediyor.

Biden Yönetiminin Suriye Belirsizliği

Bu karmaşık zemine rağmen, Biden yönetimi son 10 ayını belki anlaşılır bir şekilde ABD'nin dikkatini ve enerjisini başka krizlere yönlendirmek için harcadı. Biden'ın ekibi erken bir aşamadan itibaren Suriye'nin yeni yönetim için öncekine kıyasla önemli ölçüde daha düşük bir öncelik olacağının sinyallerini verdi. 

Diğer yandan, Biden'ın Afganistan'dan aceleyle çekilmesi, ABD birliklerini Suriye'den de çekebileceği şüphelerini ortaya çıkardı.

Ama Biden yönetimi bu belirsizliğin tamamını olmasa da bir kısmını ortadan kaldırdı. Biden'ın Orta Doğu'dan Sorumlu Koordinatörü Brett McGurk, 21 Kasım'da Bahreyn'de bir konferansta ABD’nin Suriye’deki dört önceliğini belirlediğini söyledi ve şöyle sıraladı:

·Şiddeti azaltmak; 

·Doğu Suriye'de ABD liderliğindeki askeri koalisyon aracılığıyla IŞİD üzerinde baskıyı sürdürmek

·Suriye'nin insani krizini ele almak; ve İsrail'in kendisini Suriye kaynaklı tehditlere karşı savunma hakkını desteklemek (İsrail'in Suriye'deki İran askeri varlığına karşı hava saldırılarını desteklemek için kullanılan bir hamle). 

McGurk ayrıca Biden'ın ABD birliklerini Suriye'den veya bölgedeki başka yerlerden çekme niyetinin olmadığını da açıkladı ayrıca Esad'la normalleşme fikrine soğuk durdu.  

Bu gecikmiş açıklamalar memnuniyetle karşılandı ama Suriye muhalefeti ve uluslararası oyuncular, McGurk'un dört önceliğinin Cenevre'deki BM liderliğindeki siyasi süreç olduğunu hiç şüphesiz not edeceklerdir.

Öte yandan Sezar Yasası ve yaptırımlarının Esad'a yönelik baskısı;  Kuzey Suriye (Rojava) ile Irak'taki Türkiye-PKK çatışmasını çözmek veya önemli ölçüde azaltmakta ABD diplomasisinin bir parçası. 

 Biden'ın Yaklaşımından Bölgesel ve Uluslararası Memnuniyetsizlik

Biden ekibinin yeni dile getirdiği Suriye politikası, on aylık sessizlikten ve buna eşlik eden bölgesel endişeden memnuniyetle karşılanan bir değişiklik. Ancak yönetimin sadeleştirilmiş Suriye öncelikleri listesinin, ABD'nin şimdilik Suriye'nin komşularının önceliklerini hesaba katan daha kapsamlı bir yaklaşımla ilgilenmediği yargısına varması muhtemeldir.

İsrailliler, her şeyden önce, Biden ekibinin İran sorununa yaklaşımına, hem geniş anlamda hem de özellikle, İsraillilerin birkaç yıldır İran stratejik silahlarının “tamamen geri alınması” dedikleri şeyin peşinde olduğu Suriye'de hemfikir değiller.

Bu arada Türkiye, bir önceki ABD yönetiminden gördüğü desteği göremiyor. Kasım ayı başlarında Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya gelen Joe Biden'ın, Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) saldırmamaları konusunda Türkiye’yi uyardığı bildiriliyor.

Biden yönetiminin, Rojava ve Irak'ta Türkiye ile Kürtler arasındaki problemleri nasıl ele alacağı henüz belli değil. Önceki yönetim, SDG ile Türkiye destekli Kürt partileri arasındaki görüşmelere aracılık ederek bu bölgedeki gerilimi azaltmaya çalışsa da bu görüşmeler PKK ile Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) arasındaki şiddetin patlak vermesiyle bozuldu ve yeniden başlama gibi bir durum söz konusu değil.

Arap devletleri ise kendilerini potansiyel olarak varoluşsal birkaç tehditle karşı karşıya buluyorlar ve bunları çözmek için ABD önderliğindeki hiçbir strateji yok:

Bu tehlikelere ilişkin endişe ve özellikle Körfez ülkeleri arasında, Erdoğan'ın Türkiye'sinin de dayanılmaz bir tehdit haline geldiğine dair korku, Esad'ın izolasyonunu sürdürmek isteyen Arap devletleri ile BAE gibi bunu isteyen devletler arasında bir bölünme yarattı.

Biden ekibinin, Suriye rejimi ile Cenevre'deki muhalefet arasında BM öncülüğündeki barış görüşmelerini teşvik etmediği de görülüyor. Ne McGurk ne de diğer üst düzey ABD yetkilileri, Biden yönetiminin stratejisine ilişkin açıklamalarında Cenevre siyasi sürecini veya Cenevre görüşmelerinin dayandığı karar olan BMGK 2254'ü dahil etmediler. 

 Sonuç: Biden'ın Suriye Politikası Nereye Gidiyor?

Biden ekibi, Suriye politikasını önceki yönetimin politikasına göre tanımlama eğiliminde. Trump ekibinin sözde maksimalist olduğu yerde, Biden ekibi yaklaşımlarını dar ve pragmatik olarak tanımlıyor. Biden'ın üst düzey Suriye yetkilileri, Trump yönetiminin sadece terörle mücadeleye değil, aynı zamanda İran sorununa ve BM liderliğindeki bir siyasi çözüm arayışına da odaklanarak aşırıya kaçtığına inanıyor. 

Esad rejiminin doğası ve İran rejiminin bölgesel genişlemesi gibi temel nedenlerine değinmek yerine, Suriye çatışmasının dört belirtisine odaklanmak gerekiyor. Biden ekibi, bu sorunların kaynaklandığı genel çatışmaya bir çözüm aramadan Suriye'den kaynaklanan terörizm ve insani krize odaklanmayı teklif ediyor. Şiddeti yaratan siyasi çatışmayı çözmek için daha geniş bir sürece bağlı olmayacak ateşkesler yoluyla Suriye'deki şiddeti azaltmayı amaçlıyorlar. 

Kısacası Biden yönetimi, daha kapsamlı çözüm çağrılarını maksimalist ve gerçekçi olmadığı için saptırırken, Suriye çatışmasını bitirmek yerine yönetmeyi hedefliyor. Biden'ın yaklaşımı, semptomların lehine nedenleri göz ardı ederek, çatışmanın yakın zamanda sona ermemesini ve patlayıcı bir tırmanma potansiyelinin her zaman devam etmesini sağlayacaktır. 

Biden yönetimi, ABD'nin bölgesel müttefiklerinin ihtiyaçlarını karşılayan çatışma için bir son durum belirlemeyerek, diğer aktörlerin genellikle istikrarı bozan kendi çözümlerini arayacakları bir politika boşluğu bırakacaktır. 


⇔ Çeviri: PeyamaKurd 

 


⇒ Farklı konulardaki analiz ve görüşlere bu LİNK üzerinden ulaşabilirsiniz