image

Uyuşturucudan, marinaya; bakanlardan, vekillere verdiği paralara; cinayetten, tecavüze, iş insanlarından, bilinmeyenlere… Anlattıkları basit ve kulak arkası edilebilecek türden değil. Elinde dosyalar ve belgelerin olduğu açık. Kendisi de inkâr etmiyor ve dile getiriyor.


PeyamaKurd - Kamuoyunun ‘işledi’ dediği kendisinin ise ‘asılsız suçlamaların’ üzerine kaldığından dolayı ülkesini terk etmek zorunda kalan Sedat Peker, sadece Türkiye değil dünya gündeminin de ana odağı durumunda. Çünkü Peker, ‘sıradan bir insan’ , ’görgü tanığıya da ‘itirafçı’ değil, bizzat yaşananların içindeki özne.’

Yeraltıdan, siyasete, bürokrasiden, iş dünyasına değin her 10 kişiden 9’u istese de istemede de onunla temas halinde olan isimler. Sedat Peker ilk olarak, ‘kızdığı için anlattım’ dediği videoları daha sonra onu ‘satma girişimde bulunanları’ halkın önüne koyarak ‘işte ülke bu halde’ skalasına evirdi. Ardından bir başka videoda Kureyşli Hişam’ın yardımlaşma öyküsünü anlatarak  neden bu yolu seçtiği konusunu zihinlere daha çabuk işledi.

“Peker, anlattıklarının ‘normalleşme’ tehlikesinin farkında”

İronik olan ise ‘Sedat Peker’ suç örgüt lideri olarak kamuoyuna pazarlanıp onunla temas halinde olan milletvekili, bakan, iş insanı ve gazeteciler, kat be kat suç işlemeye devam ederken yargı erkinin elinde çay ve çekirdek ile gelişmeleri izlemesi.

Söz konusu cenahın her biri motor zinciri gibi birbirine bağlı ve açığa çıkmayan kirli işleri hesaplıyorlar. Fakat halktan sakladıkları ‘kirli işlerden mesul olduklarını’ ise Sedat Peker’den öğreniyorlar. Her biri, ‘Acaba bugün adadan biz mi eleneceğiz?’ endişesi taşıyorlar.

Ama Türkiye birçok mecrada öyle bir yapısal felakete uğramış ki halk olanlara tepki ver(e)miyor, muhalefet sadece ama sadece konuşuyor, muhalif gazeteciler (hepsi değil) Twitter’dan takipçi simsarlığı yapıyorlar… İş en sonunda halkın kucağına atılıyor, halktan ağzını açan da kendi cenaze namazını Silivri’de kılıyor.

Sedat Peker bunları çok iyi bildiği için her gün Twitter’dan 40 yaş altı dostlarına şöyle sesleniyor: “Lütfen muhalefet ve muhaliflerin üzerine giderek baskı kurun ve anlattıklarımın normalleşmesine izin vermeyin.” Çünkü Peker, halkın ya da hedef kitlenin içinde ‘normalleşme’ olgusunun ne kadar tehlikeli bir uyuşturucu olduğunu çok iyi tecrübe edenlerden…

“Peker, kimseye gül bahçesi vadetmiyor ama güllerinin nasıl yok edildiğini anlatıyor”

Peker’in anlattıkları en başta sadece ‘Soylu ve onun arasında olan’ bir husumet gibi algılanıp hükümeti fazla ilgilendirmiyor gibi görünse de zamanla işin seyri tam da hükümeti ilgilendirdiğini açığa çıkardı. Yaşanan gelişmelere binaen Washington Post gazetesi de Peker’in analizini yazarken şu sözleri kullanıyordu:

“Suçlamaların hiçbiri Peker'in "Tayyip Abi" dediği Erdoğan'ı doğrudan ilgilendirmiyor. Ancak iddiaları, hükümetin, Türkiye’nin geçmiş dönemlerini karakterize eden türden yeraltı bağlantılarından kurtulduğuna dair söylemlerin altını oydu.”

Birçok kişi ve kesim sosyal medyada Sedat Peker’in video çekmemesini klasikleşmiş ‘CIA, Mossad, ajanlaşma, öldürdüler’ türünden metalara iliştirdi. Fakat Sedat Peker video işinin Netflix dizisi ya da pazar günlerinin magazin kuşağı olmadığını da zihinlere enjekte etti. Videoları çekip çekmemesi onun kendi inisiyatifidir. Ailesi ve kendisinin can güvenliği tehlikede olan Peker, ‘Kimseye gül bahçesi vadetmiyor ama gülleriniz işte böyle yok ediliyor’ mesajını direkt olarak veriyor.

Birçok kişi Sedat Peker’in anlattıklarının etkisini yitirdiğine söyleyebilir. Ama son iki ayda anlattıkları ve sosyal medyadan yazdıkları ile halkın emeğine, aşına, gençlerin geleceğine çökenleri temizlediğini ya da halka belgeler ile gösterdiğini kimse inkâr edemez.

Öyle ya gazeteci, akademisyen, aydın ve muhalefetin yıllardır iktidara karşı yapamadığı muhalefeti Sedat Peker, tek başına ve nereye giderse kendi ile beraber götürdüğü emektar ‘Tripodu’ ile tek başına yaptı. Hatta bir videosunda, “Kendim gazeteci oldum” espirisi ile de gerekli yerlere ince ama okkalı bir eleştiri yaptı.

“Kürt meselesine dair anlattıkları, Kürtlerin ona olan karşı bakış açısını değiştirdi”

Sedat Peker, sadece iktidar ve onlara bağlı hareket eden kişileri anlatmıyor. Kürt meselesi, Kürtleri, Kürtlerin çoğunluğunun ‘biat ettiği Abdullah Öcalan’ı’ da anlatıyor. Ve daha geniş bir zamanda daha geniş bir perspektiften de anlatacığını söylüyor.

Kürt medyası olarak umarız bir gün Sedat peker veya onun gibi biri bazı Kürt siyasi yapılanmaların işlediklerini anlatır ve ‘Kürt halkının’ kimlerin peşinden kandırılarak gittiğini belgeleri ile ortaya koyar. Ki Kürt toplumu da gerçekleri anlasın…

Bir diğer ilginç olan konu ise ‘ideolojik olarak’ Sedat Peker’e çok ters olan Kürtler’in, Peker’e sempati duyması.

Kürtler Peker’in, ‘annesinin Kürtlere olan bakış açısı, Diyarbakır cezaevi, Abdullah Öcalan, PKK ile ilgili gerçekler” ve özellikle, “… Kürtler bizi satmadı. Şimdi ne yapmak lazım, siz namuslu davrandınız, bizi satmadınız, bizim onlara kendimizden daha çok değer vermemiz lazım” konuşması sonrası ona bir yakınlaşma duydular.

Peker’in anlattıkları daha meyvede çekirdek. Fakat o, çekirdeği toprağa atarak sulanmasını ve böylece çiçek açarak meyve vermesini umuyor. Bu fikrine de ‘Sizinle akit yaptık. Ben anlatacam, siz peşine düşeceksiniz’ şeklinde özetliyor.

Uyuşturucudan, marinaya; bakanlardan, vekillere verdiği paralara; cinayetten, tecavüze, iş insanlarından, bilinmeyenlere… Anlattıkları basit ve kulak arkası edilebilecek türden değil. Elinde dosyalar ve belgelerin olduğu açık. Kendisi de inkâr etmiyor ve dile getiriyor.

İtiraf edilmeli ki birçok kişi ve kesim onun bu denli bilgi sahibi ve hitabet sanatının kuvvetli olduğunu bilmiyordu. Takipçi sayısı her geçen gün artıyor. Video çekemese de halka Twitter hesabı üzerinden ‘ben buradayım’ mesajını açıkça veriyor.

Geçtiğimiz günlerde Pandemi dolayısıyla ertelenen Muğla Baro seçimleri yapıldı ve orada Sedat Peker’e çıkan 7 oy Türkiye’nin adalet ve yargı erkine ilişkin güçlü bir hiciv örneği olarak karşımıza çıktı. Sedat Peker sosyal medyada her şeyi ve herkesi takip ediyor… Çünkü insanların oradaki yaklaşım ve tepkilerini de gözetliyor. 

Onun şu sözü aslında Türkiye’de yaşananları çok güzel özetler bir nitelik taşıyor:

“Bence bu dünyadaki en bahtsız insanlar başkalarının kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olmalarına izin verenlerdir. Bana göre en bahtlı insanlar ise almış olduğu kararlarla kendi kaderinin efendisi olmuş kişilerdir.”

Bu yazı, Sedat Peker’in anlattıklarının münferit bir anatomisidir. Katılıp katılmamanız size bağlı elbette lâkin tekrar etmekte fayda var: 

"Uyuşturucudan, marinaya; bakanlardan, vekillere verdiği paralara; cinayetten, tecavüze, iş insanlarından, bilinmeyenlere… Anlattıkları basit ve kulak arkası edilebilecek türden değil."