image

PeyamaKurd - Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, PKK güçlerini ülkesinin sınırlarından uzaklaştırmak ve Suriye topraklarına 30 kilometrelik bir "güvenli bölge" kurmak için Rojava’da yeni bir operasyon başlatma planını hergün gündemde tutuyor.

Erdoğan’ın açıklamaları sonrası Türkiye destekli milisler söz konusu bölgelerde bazı faaliyetleri başlatmış durumda. Türk ordusu ve ona bağlı milisler taarruz modunda olmasına rağmen harekât için herhangi bir takvim verilmiş değil. 

Şiilerin en büyük haber ajansı Ehlibeyt (ABNA) Türkiye’nin Rojava operasyonuna ilişkin geniş çaplı bir analiz ele aldı. Analizde, ABD ve Rusya’nın tutumunun yanı sıra Erdoğan’ın amacı ve ileriki Türkiye seçimleri sorgulanıyor. Son olarak ise olası senaryolar hakkında yorum yapılıyor.

“Yani plan ve bazı sorular”

Yeni plan bazı soruları da gündeme getiriyor: “Erdoğan'ın hedefi ne? Türk operasyonuna Rusya ve Amerika'nın ne tepki verecek?”

Türkiye'nin yeni planı esas olarak, Suriye’de güvenli bir bölge kurmanın uzun süredir devam eden hayalini gerçekleştirmek. 2011'de Suriye krizinin başlamasından bu yana, Türk yetkililer, diğer aktörlerin açıkça karşı çıktığı, 30 kilometre derinliğinde ve 822 kilometre uzunluğunda, yani tüm Türkiye-Suriye sınırında güvenli bölge için bastırıyor. 

Ancak Türkiye, 2018'de Afrin'in kontörlü sırasında açıkça görülen Halep ili gibi bazı bölgelerde 30 kilometreyi bile aştı. Şimdi güney sınırları boyunca bir şerit oluşturma hayalini sürdürüyor gibi görünüyor. Operasyonlara ilişkin konuşmamız için Türkiye'nin Suriye Kürtlerine yönelik askeri operasyonlarının seyrine ışık tutmamız gerekiyor. 

“Türk operasyonları ve gelişmeler”

İlk operasyon olan Fırat Kalkanı, 24 Ağustos 2016 ile 29 Mart 2017 tarihleri ​​arasında gerçekleştirildi ve Halep'in kuzeyinde Cerablus'tan Azez'e kadar olan alanlar bu ülkenin desteklediği milisler tarafından ele geçirildi.

İkinci operasyon olan Zeytin Dalı, 20 Ocak - 24 Mart 2018 tarihleri ​​arasında gerçekleştirildi ve bu sırada Afrin Türk kuvvetleri ve müttefik milislerin eline geçti. Aynı operasyon sırasında, eski adı El Nusa Cephesi olan terör örgütü Tahrir El Şam, İdlib'de çok sayıda askeri üs kurdu. 

Üçüncü harekat Barış Pınarı, önceki iki harekattan farklı olarak Fırat Nehri'nin batısında Fırat'ın doğusunda başlatıldı. ABD destekli Suriye Demokratik Güçlerini (SDG) Rakka ve Haseke sınır bölgelerinden püskürtmek amacıyla 17 Ekim 2019'da gerçekleştirilen operasyon, bir hafta sonra Kürtlerin 32 kilometrelik geri çekilmesi ve Washington-Ankara anlaşmasıyla sona erdi.

Yeni koşullarda hedef ne?

Yeni koşullarda Ankara, güney sınırlarında hâlâ Kürtlerin elinde bulunan diğer izole bölgelerin kontrolünü ele geçirmek ve tüm bu alanlarda istediği güvenlik koridorunu kurmak istiyor. 

Muhtemel bir yeni taarruzda, Menbiç, Kobani gibi alanlar ve Resulayn (Serekani) ile Haseke eyaletinin en doğu sınırı arasındaki alanlar Türk ordusu tarafından hedef alınacak. Bu arada Türkiye'nin Tel Rıfat ilçesini ve ardından Menbiç'i kontrol etme niyeti 30 kilometrelik güvenli bölge hedefinin ötesine geçiyor. 

“Suriyelileri gönderme bahanesiyle seçim amaçlarına yönelik operasyon” 

Geçen yıllarda olduğu gibi, Ankara bu kez de askeri harekatını, barındırdığı Suriyeli mültecileri evlerine döndürme planıyla haklı çıkarıyor. Türkiye, 1 milyon Suriyeli mülteciyi "kurtarılmış bölgelere" aktarmayı planladığını söylüyor. Ama bilinmelidir ki, mülteci davası, “Erdoğan ve onun partisi” için sadece bir bahanedir. 

Türk muhalefetinin birliğinin yanı sıra ekonomik krizin bir sonucu olarak, Erdoğan ve hükümete yakın partisinin konumu son iki yılda ciddi şekilde sarsıldı ve tüm kanıtlar iktidarlarını kaybedebileceklerini gösteriyor.

2023 cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri. Bu duruma çıkış mücadelesi veren Erdoğan, 2018'de olduğu gibi yeni bir sınır ötesi askeri operasyon planlayarak yeni seçimlerdeki zaferine zemin hazırlamaya çalışıyor.

Bir yandan, Haziran 2023'teki Türkiye cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin zamanı yaklaşırken, Suriyeli mülteciler konusu Erdoğan tarafından giderek daha fazla vurgulanıyor. Öte yandan Erdoğan, Rojava’daki operasyonda kazandığı zaferle parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde halkı AKP'ye destek için yeniden harekete geçirmeye çalışıyor. 

“Erdoğan, Ukrayna'nın çalkantılı sularında balık tuttu”

Rojava’da beklenen operasyon, Erdoğan'ın başta ABD olmak üzere NATO üyelerinden ayrıcalıkları gasp etmeye yönelik bir tür dakik hamle olarak geliyor. Ankara, Biden hükümetinin açıkça karşı çıktığı 2021'de Rojava’ya bir saldırı önerdi. 

Ancak şu anda Türk siyasi liderleri, Rus savaşının Ukrayna üzerindeki etkileri nedeniyle, NATO üyelerinin, İsveç ve Finlandiya üyelik hedefi için Batı askeri ittifakının etkin bir üyesi olarak Ankara'nın anlaşmasına umutsuzca ihtiyaç duyduğunun farkındalar. 

Onlarca yıllık tarafsızlığın ardından İsveç ve Finlandiya Mayıs ayı ortasında NATO üyeliği için bir teklif sundu, ancak Ankara büyük bir engel oluşturuyor. 

Bu noktada Erdoğan, NATO'nun Suriye ile güney sınırlarında güvenli bölge oluşturma anlaşması ihtiyacının yarattığı fırsatı değerlendiriyor. 

“ABD ve Rusya’nın tutumu ile Türk operasyonunun Rojava bilmecesi” 

Türk stratejistleri ABD'nin sessizliğini bilmenin yanı sıra, mevcut koşullarda Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaşa dahil olması nedeniyle Türkiye'ye etkili bir şekilde karşı çıkamayacağını da biliyorlar. Aslında AKP liderleri açısından şu an güvenli bölge planını hayata geçirmek için en iyi fırsat. Çünkü Moskova Ukrayna'daki çatışma nedeniyle Suriye'deki asker sayısını azaltabilir. Ancak, böyle bir argümanın saha gerçekleriyle hiçbir şekilde tutarlı olmadığını belirtmek gerekir. 

Lavrov'un geçen ay yaptığı açıklamalarının ardından Kamışlo Havalimanı'nda konuşlu Rus kuvvetleri, savaş uçakları ve helikopterler de dahil olmak üzere yeni askeri teçhizatla takviye edildiğini unutmayalım. 

Bu nedenle, Ruslar, Suriye'nin kuzey sınır şeridinde herhangi bir yeni operasyona ve Türk saldırısına kararlı bir şekilde karşı çıkıyor ve yeni takviyeler, Haseke'de 30 kilometreden fazla bir Türk saldırısı olması durumunda etkisiz hale getirme amaçlı. 

Ancak ABD hükümeti şimdiye kadar Türkiye'nin Rojava’ya yönelik olası bir işgaline sert tepki göstermedi, yalnızca endişesini Dışişleri Bakanlığı sözcüsü tarafından dile getirdi. 

Fakat şurası kesin olarak söylenebilir ki, Moskova ve Washington'un Türk askeri saldırganlığına ilişkin tutumlarında bir değişiklikten bahsetmek mümkün değildir. 

Olası senaryolar 

Rus ve Amerikan duruşları göz önüne alındığında, birtakım senaryolar sunulabilir. 

Mevcut durumdaki en olası birinci senaryo, Rojava’da bir askeri operasyon olması durumunda ABD ve Rusya'nın Türkiye ile askeri bir karşı karşıya gelmesidir. Böyle bir senaryo, sonuçları ve sahadaki uygulanabilirliği nedeniyle düşünülemez. 

İkinci senaryo ise, ABD ve Rusya'nın Türkiye'nin harekat alanı üzerinde gayri resmi olarak uçuşa yasak bölge ilan etmesidir. Yani iki güç, karşı olduklarını göstermek için semaları Türk savaş uçaklarına ve insansız hava araçlarına kapatabilir. Böyle bir senaryo biraz akla yatkındır, ancak öngörülemeyen sonuçlar da doğurabilir. 

Üçüncü senaryo ise, ABD ve Avrupa ülkeleri tarafından Türkiye'ye yönelik geniş çaplı yaptırımlardır. Bu en olası senaryodur ve daha geniş uygulama alanına sahiptir. 

Genel olarak, Batı ve Rusya'nın Ukrayna'daki karşılaşmasına rağmen, kuzey Suriye (Rojava) sınır bölgesindeki Türk askeri harekâtına karşı birleşik bir duruş sergiliyorlar.