image

PeyamaKurd - Diyarbakır’da, Gönül Köprüsü Platformu tarafından yapılan iftar programına katılan Türkiye eski Başbakanı Ahmet Davutoğlu, programın ardından konuştu.

Davutoğlu, Türkiye’nin Kürdistan Bölgesi ile ilişkilerinin Orta Doğu barışı için çok önemli olduğunu belirtti. Davutoğlu ayrıca Suriye, PKK ve Neçirvan Barzani’ye ilişkin de konuştu. Davutoğlu defalarca Kürdistan Bölgesi’ne geldim, iyi ilişkiler kurduk fakat referandumdan dolayı fikir ayrılığı yaşadık dedi.

‘PKK terör örgütüdür yaklaşımı doğru değil’

Son zamanlarda gündemde Ahmet Davutoğlu yeni bir parti kuracak ve bu partisinin tanıtımını Diyarbakır’da yapacak iddiaları dolaşmakta idi. Davutoğlu dün katıldığı iftar programında bundan söz etmedi fakat birçok konu hakkında görüş bildirdi.

Ahmet Davutoğlu, Suriye konusuna da yer verdi ‘PKK ve IŞİD terör örgütünü aynı kefeye koyarak’ bu algı üzerinden açıklamalarda bulundu. PKK’nin ve IŞİD’in ortaya çıkan boşluklardan dolayı ortaya çıktığını iddia eden Davutoğlu, NATO ve ABD’nin müttefiki olan Demokratik Suriye Güçlerini (DSG) bir anlamda bu zemine oturtarak eski mantalite de olduğunu ve Türk devlet aklının hala aynı sistem üzerinden hareket ettiğini bir kez daha göstermiş oldu.

Kürt halkının çoğunun elbette PKK’yi eleştirdiği noktalar mevcuttur fakat PKK’yi IŞİD gibi bir terör örgütü ile aynı kefeye koymak doğru bir yaklaşım olmadığı gibi Kürtleri terörize etme siyasetinin devam etmesinin işaretidir.

‘Toprak bütünlüğünü savunan Türkiye neden işgal etti?’

Bilindiği üzere Kürtler her seçim, yeni parti kurulma, yeni bir aktörün sahneye çıkacağı anlarda ve iktidarın sıkıştığı vakitlerde her zaman Türk devleti gözünde en önemli kardeş konumuna gelmekte fakat aynı Kürtler, 1923’ten bu yana birçok eziyeti de görmektedir. Tarih bize, mesele Kürtler olduğu an, hiç şeyin değişmediğini göstermektedir.

Dünyanın belki de en büyük çelişkilerini içinde barındıran bu yaklaşım, Kürt halkına ‘3 kuruşa 5 köftenizi alırız’ mantığı ile yaklaşıldığını göstermektedir. Rojava’daki Kürtlerin, Suriye’nin bütünlüğü çerçevesinde haklarını almasına karşı olmadığı belirten Davutoğlu ve kabinesi Türkiye Cumhuriyeti, Efrin olayına da Suriye’nin toprak bütünlüğünü delerek girmiş ve dünya kamuoyunun desteklediği DSG’yi (sözde Kürt kardeşleri)bölgeden çıkarmak için işgalden kaçınmamıştır. Burada kafa kesen El Nusra gibi terör örgütlerini Kürtlere tercih etmiştir.

‘Dünya Kürtlerin farkında iken, Türkiye nasıl göz ardı eder?’

Aynı ekip Kürdistan Bağımsızlık Referandumuna da karşı çıkmış ve bu aynı ekip Kürtlerin daha anadillerinde eğitim almalarına bile zemin hazırlamamıştır. Peki soruyoruz, ‘Esad’a Kürt kardeşlerimize kimlik vermesini istedim’ diyen Davutoğlu, Kürtlerin, Suriye’yi ve Rojava’yı IŞİD teröristlerinden temizlediği gerçeğini nasıl göz ardı eder? Üstelik dünya devletleri bu gerçeğin fakında iken?

Ahmet Bey’in Diyarbakır ziyaretini bir altyapı zemini oluşturmak için yaptığı aşikârdır. Burada olan bu programa kimlerin katıldığıdır. Yıllarca AKP’ye inanan Kürtleri yarı yolda bırakan Davutoğlu ve senfoni ekibinin bu defa Kürtlerden (hele ki bu yaklaşım ve ithamlarla) nasıl destek alacağı ise akıllarda soru işaretidir.

‘Peki iki açıklama arasındaki fark nedir?

Diğer bir ilginç açıklama da KCK’nin üst düzey isimlerinden biri olan Mustafa Karasu’dan geldi. Karasu, “Öcalan devlet verseler de istemem dedi. Biz, meselenin Suriye’nin toprak bütünlüğü çerçevesinde hallolmasını istiyoruz” açıklamasında bulundu.

Peki bu açıklamanın Ahmet Davutoğlu’nun açıklamasından farkı nedir? İki kanadında isteği Suriye’nin ve Türkiye’nin toprak bütünlüğü çerçevesi ise aynı Karasu’nun açıklamasında, “50 bin şehit var, yüz binlerce insanımız tutuklandı, eziyet görmeyen Kürt kalmadı” sözlerinin açılımı nedir? Türkiye’nin daha bugün Kürtlere ‘Pençe operasyonu’ adı altında saldırı başlatmışken, PKK özellikle son yıllarda darbe üstüne darbe alırken, neredeyse Kandil’de dahi barınamayacak konuma düşürülürken, PKK’nin Ankara’ya güzelleme yapması nedendir? Yoksa Kürt halkına karşı bir tiyatro mu sahneleniyor?

‘Bekleyip hep beraber göreceğiz’

Türkiye’nin önünde ertelenmiş ve dünya kamuoyunda anti-demokrasi olarak tabir edilen bir İstanbul seçimi var. Aynı zamanda Ankara’nın; S-400, F-35, ekonomi problemi, ABD ile ‘Güvenli Bölge’ sorunları da mevcut.

ABD’nin 2014’ten bu yana Rojava’ya yolladığı yardımlar ve bölgede kurduğu üslerin sayısı gün geçtikçe katlanırken, Türkiye’nin Kürtleri hâlâ terör örgütü olarak görmesi ve yeni bir sayfa ile sahneye çıkmaya hazırlanan Davutoğlu’nun daha ilk günden ofsaytta kalması ilerleyen vakitlerde neler olacağı sorularına da zemin hazırlamış durumda.

Her şey aynı mı olacak?

Yoksa;

Saz kaldığı yerden çalınmaya devam mı edecek?

Yanıtı hep beraber bekleyip göreceğiz…