image

PeyamaKurd - Türkiye, Şam ile ilişkileri düzeltmek için harekete geçiyor. Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun iması sonrası Suriye’nin birçok yerinde protestolar gerçekleşti. Erdoğan daha sonra "Şam'la diyalog kanallarının açık tutulması" gereğini yeniden teyit etti ve meselenin "Esad'ı yenmek ya da yenmemekle ilgili olmadığını" söyledi.

Esad karşıtı hattı desteklemekten ‘Esad ile uzlaşmaya’ uzanan bu belirgin değişimin Türkiye-Suriye arasında nasıl bir değişime uğrayacağını göreceğiz.

Suriye’de uzun süredir devam eden iç çatışmaların ardından söz konusu sınır hattı, jeopolitik bir problem haline geldi:

Bu hattın Kuzeydoğusunda Rus ve Suriye var. Kürt liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve ABD de söz konusu noktada.  

İdlib'i kontrol eden eski El Kaide bağlantılı Hayat Tahrir el-Şam (HTŞ) ve Türkiye destekli Suriye Ulusal Ordusu (SMO) ve diğer milis gruplar da burada.

Şam'ın tam kontrolü dışında kalan son iki bölge olan kuzeybatı ve kuzeydoğu Suriye'de (Rojava) statüko sürdürülemez ve donmuş görünüyor. 

Peki, Erdoğan'ın pozisyonundaki bir değişiklik işleri değiştirebilir mi?

Erdoğan’ın hedefinde ne var? 

Analistler, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile yakınlaşmanın gerçek bir politika değişikliği mi yoksa mülteciler için bir politika mı olduğu konusunda ikilimde. Çünkü seçimler yaklaşıyor ve Türkiye'nin ekonomik krizi var. Diğer yandan Türk vatandaşlarının çoğunluğu Suriyeli mültecinin geri dönmesini istiyor.

Helenik Avrupa ve Dış Politika Vakfı Araştırmacısı Nicholas Danforth:

“Erdoğan, 2023'te yeniden seçilmeyi göz önünde bulundurarak mültecilerin geri dönüşüne izin veren ve bunu yaptığını kanıtlayan bir politika üretmek istiyor” dedi.

New Lines Strateji ve Politika Enstitüsü Araştırmacısı Elizabeth Tsurkov ise, “Bunu bir politika değişikliği olarak tanımlamak zor. AKP'nin, Türk seçmene mültecilerle nasıl başa çıkılacağına dair bir planı olduğunu ve onları geri göndermeye hazır oldukları konusunda daha kamusal davranması gerekiyor” diyor.

Erdoğan uzun süredir “güvenli bölge” oluşturarak mültecileri göndermeyi hedefliyordu.  Hatta 2019 senesinde Barış Pınarı Harekatı kapsamında Suriye Demokratik Güçlerine (SDG) operasyonlar düzenledi ancak bu plan "istediği gibi yürümedi.”

Tsurkov şöyle diyor: “Türkiye'nin kuzeydoğu Suriye'de (Rojava) askeri operasyon düzenleme açıklamaları “İranlılar ve Ruslar tarafından ret yedi ve Erdoğan’ı bu planda” geri adım atmaya” zorladı.

Carnegie Orta Doğu Merkezi Araştırmacısı Armenak Tokmajyan'a göre ise Çavuşoğlu ve Erdoğan'ın son sözleri seçim söyleminin ötesinde. 

“Esad ve Erdoğan’ın Kürtler konusunda çıkarları bir”

Tokmajyan: “Seçim öncesi yapılan bu açıklamaların sadece bir blöf olduğunu düşünmüyorum. Türkiye ile Suriye rejimi arasındaki düşmanlığa rağmen, her ikisi de Kürt siyasi projesini yok etme çıkarlarını paylaşıyor” dedi.

Erdoğan son zamanlarda BAE, Mısır, İsrail veya Suudi Arabistan gibi oldukça sıkıntılı ilişkileri olan ülkelerle derin politika değişikliği yaptı.

Ancak asıl soru, bağların yalnızca retorikte kalıp kalmadığıdır. 

Araştırmacı Danforth şöyle yorumluyor:

“Erdoğan'ın "genel olarak [bu ülkelerle] yakınlaşmalar ilan etti. Ancak yakınlaşmayı kolaylaştıracak türden tavizler vermekte tereddütlü. Çünkü bu ülkeler ve Şam'la uzlaşma arasındaki önemli bir fark var. Esad ile barış, ABD ile bağların kopmasını neden olacak ve ABD’de bundan sonra çok farklı bir şekilde oynayacak.”

“Erdoğan'ın Suriye gündemini iç hesaplar belirliyor” 

Erdoğan'ın Suriye'de attığı her adımın Türkiye'nin iç siyasetinde bir açıklaması var. Orta Doğu Enstitüsü Türkiye Araştırmaları Merkezi Direktörü Gönül Tol, “Erdoğan'ın Suriye politikasının arkasındaki ana itici güç, her zaman içeride gücü sağlamlaştırma çabaları olmuştur” dedi.

2011 Suriye ayaklanması iç savaşa yol açarken Erdoğan, Esad'ı istifa etmeye çağıran ses korosunda yer aldı. Ayrıca Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) gibi silahlı milis gruplarının yanı sıra Ahrar el-Şam ve Faylaq el-Şam gibi İslamcı grupları da destekledi. 

Tol, 2011-2015 yılları arasında Erdoğan'ın "Suriye'de Esad'a karşı savaşan İslamcı güçleri" desteklediğini söyledi. 

Ancak Türkiye'nin 2015 seçimlerinde, içeride İslamcı partilerin desteğine rağmen Erdoğan'ın partisi meclis çoğunluğunu kaybetti. Tol, “İşte o zaman taktik değiştirip Türk milliyetçileriyle ittifak kurdu” dedi. 

Bu pivot Suriye'deki önceliklerini değiştirdi. Tol, "Esad rejimini devirmek, Suriye'deki Kürt kazanımlarını engelleme çabalarının arka planında kaldı" yorumunda bulundu.

Erdoğan'ın Türk milliyetçileriyle ittifakı meyvesini verdi. 2018'de Erdoğan, Türkiye'nin parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçişine öncülük etti. 

“Kürt projesini etkisiz hale getirmek”

Araştırmacı Danforth, “Esad ile Erdoğan arasında bir el sıkışmadan önce gidilecek “uzun bir yol” var. Bu yakınlaşma Erdoğan'dan çok Suriye rejimini ilgilendirecektir. Asıl soru Esad'ın Erdoğan'ın istediği şeylere açık olup olmayacağıdır.”  

Türkiye Suriye'deki gündemi, Kürt projesini etkisiz hale getirmek, Suriyeli mültecilerin geri dönüşünü sağlamak ve Türkiye sınırına daha fazla göçü engellemek etrafında şekilleniyor. 

Suriye'deki Kürt güçler ve Kuzey ve Doğu Suriye'deki Özerk Yönetim (AANES) tarafından kontrol edilen bölgelere dair Araştırmacı Tsurkov şunları söylüyor: “Rejimin DSG ile savaşabilmesi için bunu yapma arzusuna ve kapasitesine sahip olması gerekiyor. Şu anda rejim, SDG'nin uzun yıllardır kontrol ettiği bu bölgeleri kontrol edemeyecek kadar zayıf. Türkiye'nin, Suriye’nin kuzeyinde Kürt oluşumunu engellemesini beklemek için hiçbir nedeni yok.”

Suriyeli aktivistler de şunları dile getiriyor: “Rejim, Türkiye'ye fazla bir şey sunamaz. Türkiye'nin izlemesi ve hava saldırısı yapması için YPG personeli hakkında bilgi verebilirler ama daha fazlasını yapamazlar."

Suriye ordusu DSG’yi sindirebilir mi?

Şam ve Ankara'nın çıkarları Kürtlerin gücünü en aza indirme noktasında birleşiyor. 

Danforth, "Özet olarak, her iki tarafın da YPG'nin bağımsızlığını en aza indirmede çıkarı var, ancak bunun nasıl yapıldığı konusunda anlaşmaları zor olacak. Türkiye'nin tercih ettiği çözüm Esad'ınki olmayacak” ifadelerini kullandı.

Dikkat çeken bir nokta ise Ankara'nın, Esad'la normalleşmeye yönelik son sinyalleri SDG'yi destekleyen ABD'nin sessizliğiyle karşılandı. Analistler, Erdoğan'ın değişiminin nereye gideceğini bekleyen ve izleyen Biden yönetimi için Suriye'nin birinci öncelik olmadığı konusunda hemfikir. 

Kuzeybatı Suriye, 2,8 milyon ülke içinde yerinden edilmiş insana ev sahipliği yapıyor. Yeni bir mülteci dalgası Türkiye için kâbus senaryosu. Tokmajyan, "Rejimin bu bölgeleri milyonlarca insanla yeniden ele geçirip yönetecek ekonomik, siyasi, güvenlik ve askeri kaynakları yok" diyor.

“Türkiye, Suriye'de kendini köşeye sıkıştırmış olabilir” 

Helenik Avrupa ve Dış Politika Vakfı Araştırmacısı Nicholas Danforth, Türkiye'nin kuzeybatıdaki varlığına atıfta bulunarak şu değerlendirmeyi yapıyor:

 “Türkiye, büyük bir son oyunu olmayan konumda. Ayrıca HTS, hala kuzeybatıda kendi başına çok fazla kontrole sahip ve herhangi bir anlaşma yapmakla ilgilenmiyor.

Ankara'nın önündeki zorluk, desteklediği yapılanmaları müzakere ettiği her şeye uymaları için sahaya çıkarmaktır.

Eğer bunlar olmazsa, Türkiye'nin istediği türden yakınlaşmanın önündeki en büyük engel milis yapılar olmaya devam edecektir.”


Alicia Medina | Syria Direct

Çeviri-Düzenleme | PeyamaKurd

Bu kategoride yazarlar tarafından ifade edilen görüşler, kendilerine aittir ve PeyamaKurd’un bakış açısını yansıtmayabilir.