image

PeyamaKurd - Son günlerde kamuoyu önünde sesi sık sık kitlelere ulaştırılan ya da ‘bilinçli bir şekilde’ nabız yoklaması için yazıları yayınlattırılan bir ‘Selahattin Demirtaş’ var.

Geçtiğimiz günlerdeki bir yazısında, “Türkiyelileşme ve Çanakkale ziyareti” üzerine yazı üreten Demirtaş, “Çanakkale Şehitliği'ni ziyaret ederek çiçek bırakmayı, dua etmeyi, orada yatanlar gibi yan yana durmamız gerektiğini göstermek isterim” demişti.

Bu sözler, Kürtler arasında hem şaşkınlığa neden olmuş hem de eleştirilerin ana odağı haline gelmişti. Kürtler, “Bizim kendi liderlerimiz varken, ölenlerimiz için bizimle yan yana durmayanlar ile neden yan yana duracağız” tenkitinde bulunuyordular.

Halkların Demokratik Partisi (HDP), ‘yok sayıldığı yerde, kabul edilme’ metaforunu gün geçtikçe başka bir boyuta taşıyor.

Bu bağlamda Selahattin Demirtaş son yazısında (Suriye’de yeni savaş) da çok ilginç sözlere değindi. Hatta yazısında Atatürk’ten alıntı da yaptı.

“Demirtaş, Atatürk’ten de alıntı yaptı”

“İçeride her yönüyle tam bir dağılma ve çöküş halinde olan AKP-MHP iktidarı, yeni bir askerî harekâtla Suriye’nin Kürt bölgelerindeki işgali genişletmeye hazırlanıyor” diyen Demirtaş, şoven milliyetçi bir dalga yaratılarak iktidarın yaşadığı dağılma ve çöküşün önüne geçilmeye çalışılacağını da sözlerine ekledi.

Yazısında Atatürk’ten de alıntı yapan Demirtaş şu ifadeleri kullandı:

“…Atatürk’e atfedilen meşhur bir söz vardır, “Eğer gerçekten mecbur değilseniz savaş cinayettir.”

Peki Demirtaş’a sormazlar mı, onca Kürt lideri ve Kürtlerin bunca ‘kanlı mücadelesi hala ortada iken nedir bu Türkiyecilik ve gizli Atatürkçülük’ hayranlığı?

Kim derdi ki gün gelecek tabandaki desteğini Kürtlerden alan HDP, CHP’yi savunacak, tabanını SOL’dan alan CHP ise HDP’yi destek görecek?

Aslında artık gizli de değil HDP öyle bir dönüşüme girdi ki her şeyi açıkça yapıyor. Türkiyelileşme kavramını ötelere götürerek farkı zirvelere endekslediler. Bunu en iyi örneği de Demirtaş’ın son yazısında görülmektedir.

“Molla Mustafa Barzani de yıllar önce söylemişti”

Demirtaş’ın Atatürk’e atfettiği sözün yıllar önce Molla Mustafa Barzani tarafından, “Allah şahittir savaşı sevmiyorum. Çünkü savaş bir sorunu halletmenin en kötü yoludur. Ancak Devlet sistemi bize başka bir yol bırakmadı” şeklinde söylenmişti.

Her yazısında, “Türkiye, soft-Türkçülük, Türkiyelileşme, Kürt meselesini partisel bir soruna ingirgeme özverisi…” gibi kavramları dile getirerek sadece sol cenaha oynadığını gösteriyor. Fakat Kürtler ciddi anlamda bu gelişmelere artık anti reaksiyon veriyor.

“Kürt meselesini, particilik ve bölgeselliğe indirgemek”

Kürt meselesinin, Kürt sorunu olarak ifade edilmeye başlaması ve bir coğrafi sınırı aşması, yani mekânsal olarak genleşmesi, öteki toplumsal muhalefet kesimleri ile ittifak olanaklarını arttırırken Kürtlerin asıl meselesini ve özgünlüğünü kaybetmesine de zemin hazırlıyor.

Yani makro ifade ile ‘Kürtlerin ulusal meselesi’ mikro anlamı ile ‘particilik ve bölgesellik’ anlamına indirgeniyor.

Fakat ‘Ne zaman eski zaman ne de Kürtler eski Kürtler.’ Kürtler, parti ve örgüt tandansını çoktan aştılar.

Kürtlerin derdi sola ve sisteme enjekte edilmek değil, hak ve hakkaniyetlerini almaktır.